Ateistçe -Deistçe Sorular: Çocuklar Neden Ölmektedir – Kötülük Problemi

ÇOCUKLAR NEDEN ÖLMEKTEDİR?

Soru: “Allah, 5 yaşındaki bir çocuğun ölmesine veya hastalıklar sonucu acı çekmesine neden izin veriyor?”

Çocuk ölümlerine, yaralanmalarına, hastalıklarına çözüm aramak; erdemli bir iştir. Bu arayış, onların sağlıklı yaşamalarına ve yaşam kalitelerinin artmasına katkı sağlayacaktır. Beklenmedik ölümlerin arkasında biyolojik ve toplumsal nedenler bulunmaktadır.

Dünya’da çocuk ölümlerinde en yaygın nedenlerin başında %24 ile prematüre doğumlar ve doğumdan kaynaklı sorunlar gelmektedir. Onu %17 ile zatürre, %15 ile ishal, %11 ile sıtma, %5 ile kızamık, %3 ile boğmaca, %3 ile tetanos ve %2 ile HIV virüsü takip etmektedir. (Kaynak: G. Pison, Atlas de la population mondiale, 2009, s.27)

Beş yaş altı ölüm oranları; gelişmiş ülkelerde ‰ 10-13, az gelişmiş ülkelerde ‰ 87-88, en az gelişmiş ülkelerde ‰ 151-160’dır.

http://www.cocukvakfi.org.tr/resource/pdf/Raporlar/4yenibinyilin_dunya_cocuklari_raporu.pdf

BM Çocuk Fonu UNİCEF’in yayımladığı raporda, 1990’da 12 milyon olan 5  yaşın altındaki çocuk ölümlerinin 2011’de 6,9 milyona indiği belirtilmiştir.

 

Çocuk ölümleri, 21 yılda 12 milyondan 7 milyona nasıl indi? Elbette ki tedbir alarak…

Bunların her biri, önüne geçilebilir ve engellenebilir vak’alardır.

Gelişmiş ülkelerdeki çocuk ölüm oranları ile az gelişmiş ülkelerdeki çocuk ölüm oranları neden bu denli değişkenlik göstermektedir? Neden Japonya ve İzlanda gibi gelişmiş ülkelerdeki insanların yaşam süresi 81-82 iken, Zimbabvi ve Zambiya gibi az gelişmiş ülkelerdeki yaşam süresi 40-41’dir? Bu yaşam süreleri arasındaki fark bize doğal olmayan ve beklenmedik şekilde gerçekleşen ölümlerin gerekçelerini sorgulamayı gerektirmez mi? Bu ölümlerin gerekçeleri insan hatalarından kaynaklanmıyor mu? Önlenebilir ölümlerden dolayı Allah’ı sorumlu tutabilir miyiz?

Kur’an’daki “Sizin başınıza gelen her musibet yine sizden kaynaklanıyor” mesajı, sorumluluk yaşındaki yetişkin – bilinçli insanlaradır. Nitekim ayetleri de ancak onlar okuyabilir.

Sizi derinden etkileyen (başınıza gelen her felaket/bela/olumsuz) her durum kendi ellerinizle yapıp ettiklerinizin bir ürünüdür; bununla beraber Allah, çoğunu da affedicidir.” 42Şura/30

İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri sonucunda karada ve denizlerde bozulmalar ve sorunlar ortaya çıktı: Bu şekilde (Allah), belki (doğru yola) geri dönerler diye yaptıklarının bazı (kötü) sonuçlarını onlara tattırmaktadır.” 30Rum/41

Çocukların başına gelen olumsuzluklar, çok büyük ölçüde birilerinin (benim, senin ve/ya ötekinin) yapıp ettikleri yüzünden ortaya çıkmaktadır. Bu olumsuzluklar, birilerinin sorumsuzlukları, tedbirsizlikleri, keyfi, çıkarcı ve bencil tutumları sonucu yaşanmaktadır.

Eğer insan kaynaklı olmayan ölümler ve engelli olma durumları varsa, bunları doğadaki yasaların, fiziksel ve biyolojik yasaların işleyişinin bir sonucu olarak görmek gerekir. Olay, sosyal boyuttan bütünüyle arınık ise, insan da, bir canlı türü olarak, tıpkı diğer tüm canlı türleri gibi, fiziksel ve biyolojik yasalara tabidir. Bu yasalar, insanı da bağlamaktadır. Canlı türlerini de olumsuz etkileyen atmosfer ve/ya yeryüzü kaynaklı sorunlar, aynı zamanda doğanın kendi olağan işleyişiyle ilgili değil midir? Volkanik patlamalar, depremler ve fırtınalar buna örnektir. Yeryüzünde insan yokken de, canlı türleri yokken de, doğa olayları vardı. Açık arazide, çayırda veya bayırda volkanik patlamaya, depreme veya yıldırıma yakalanan tüm canlı türleri benzer sonuçlarla karşılaşır. Bu olay, canlı türlerinden bağımsız olarak, doğadaki sistemin işleyişidir.  Güneş her gün doğar. Yağmur gerekli koşullar oluşursa yağar. Kuraklık kıtlığı getirir. Fırtınalar ve kasırgalar, atmosfer; volkanik patlamalar ve depremler ise yeryüzü koşulları ile ilgilidir. Varlık yasaları, Allah tarafından böyle oluşturulmuştur.

Çocuk ölümleri konusunda tersinden düşünelim: Belli bir yaşa kadar çocuklara herhangi bir zarar gelmeyeceğine dair bir garanti verilseydi bunun kaç yaşına kadar olması gerekirdi? Ayrıca hangi zararları kapsaması gerekirdi? Ölmeme, yaralanmama, hasta olmama vd…

Diğer yandan bizim çocuklarımızın başkalarının çocukları gibi üstün özelliklere sahip olmaması da eksiklik sayılabilirdi. 🙂 Düşünsenize birinin çocuğu sarışın, esmer, sağlıklı, üstün zekâlı, fiziği düzgün, becerikli, uyumlu… Diğerlerinin de, kendi çocuklarının neden bu özelliklere sahip olmadığını sorgulama hakkı doğmaz mıydı? Ayrıca ölümleri sorguladığımız zaman hayvanların ve bitkilerin ölümlerini de sorgulamak gerekmez mi?

Sormak gerekir:

Allah, kaç yaşına kadar hasta olmama, yaralanmama veya ölmeme garantisi vermeliydi? 10,15,20,25,30???…

Kaç yaşına kadar tüm bedenimiz koruma altına alınmalı, bize garanti verilmeliydi?

30 yaşına kadar mı insanlarda fiziksel kusurlar, eksiklikler, sıkıntılar, sorunlar ve ölümler olmamalıydı? Herkes mi sarışın, esmer, kumral, uzun boylu, fiziği düzgün olmalıydı? Herkes mi aynı standarttaki eve, araca, yazlığa, eşe, çocuklara, anne-babaya sahip olmalıydı? Kimse sıcaktan yanmamalı, soğuktan donmamalı mıydı? Kimse acıkmamalı ve susamamalı mıydı? Güneşe, yeryüzüne, toprağa, suya, havaya ihtiyaç olmamalı mıydı? Herkes eşit standartta olacaksa, hiçbir sorun olmayacaksa doktora, mühendise, veterinere, botanikçiye, ekonomiste ne gerek var? Hastaneye, okula ne gerek var? Sana ne gerek var? Bana ne gerek var? Bu durumdaki yaşam formlarına ‘insan’ mı, yoksa robot mu deriz?

Din, insan gelişimi ve eğitimi (terbiye) için vardır. Yalnızca yetişkinlere değil daha küçük yaştaki çocuklara da sorumluluk bilincini kazandırmayı amaçlamaktadır. Çocukların beslenmesi, yetiştirilmesi ve eğitilmesi hâlâ yeterince çözülmüş bir konu değildir. Bunun üzerine onlarca pedagojik teori üretilmiştir. Çocukları eğitirken bizler de eğitiliyoruz. İnsanların ve tüm canlıların sağlık sorunlarına çözüm ararken tıp konusunda ilerliyoruz. Çocuk ölümlerinin önüne geçerken hayata daha ciddiyetle yaklaşıyoruz. Bilimsel ve ekonomik açıdan geri kalmış ülkelerde çocuk ölümleri oranının fazla olması bu çocukların kaybedilmesindeki insan sorumluluğunu gündeme getirmektedir.

Belli bir yaşa kadar insansoyuna garanti verilmemiş, böylelikle yaşama, sağlıklı yaşatma, eğitme gibi sorumluluklar insana bırakılmıştır.

Ölümsüzlük, sağlık, ekonomik, güvenlik vb. konularda sorunsuzluk ve sıkıntısızlık ancak ilahi bir niteliktir. O da yalnızca Allah’a aittir. 

Çocukların başına gelenler, evet bizim yaptığımız yanlışların sonucu yaşanan musibetlerdir. Doğada yaşanan pek çok olayın arkasındaki gerekçeleri bütünüyle bilmiyoruz. Örneğin, bir günlük, bir haftalık, bir aylık, bir yıllık ömrü olan hayvanlar var. Bunun sonucu ölüyorlar. Neden? Metabolizması bu kadarına izin veriyor. Ama neden bu kadar kısa bir süre? Neden daha filizleşmeden bile bitkiler ölüyor? Neden et yiyoruz? Neden hayvanlar kesiliyor? Neden hayvan yavruları, daha gün yüzü görmeden ölüyor?

 

Denizleri kirletiyoruz. Balıklar bundan rahatsız oluyor ve acı çekiyor. Pek çok canlının ya doğrudan veya dolaylı biçimde yaralanmasına veya ölümüne neden oluyoruz. Pek çok canlı bundan muzdarip oluyor. Onların suçu ve günahı ne diye sorgulamayı ya anlamlı bulmuyoruz veya sorgulama gereği duymuyoruz.

SORU: ÇOCUKLAR, NEDEN ACI ÇEKİYOR?

1 – Çocukların biyolojik veya fiziksel açıdan sorunlu olmaları, Allah değil insan kaynaklıdır. İnsanların yapıp ettiklerinden (yanlışlarından) dolayı kalıtımsal, biyolojik ve fiziksel sorunlar ortaya çıkmıştır.

2 – Çocukların yaşadıkları acıların sorumluluğu, kısmen kendilerine, kısmen de onları yetiştiren insanlara aittir. Sorumluluğun bir kısmı kendilerine aittir; 2-15 aralığındaki çocuklar, kendilerine öğretilen pek çok şeye önem vermeyerek yaramazlıklarından veya dikkatsizliklerinden dolayı bir yerlere çarpıp yaralanmaktadırlar. Sorumluluğun bir kısmı da onları yetiştiren insanlara aittir; çünkü çocuk eğitiminde yeterli ve etkili değildirler.

3 – Bunların dışında, fiziksel ve biyolojik açıklama dışında yeryüzünde var olan her şeyin nedenini bilmiyoruz; biyolojik açıklama dışında canlıların yaşam sürelerinin (ömrünün) neden farklı olduğunu bilmiyoruz. Yine biyolojik açıklama dışında neden diğer canlıların; bazısının sürüngen, bazısının dört ayak üzerinde, bazısının iki ayak üzerinde yürüyen varlıklar olarak yaratıldığını, neden bazı canlıların bitki-ağaç, bazılarının hayvan ve bazılarının insan olarak yaratıldığını da bilmiyoruz. Yine fiziksel ve biyolojik yasaların işlemesi dışında bazı canlıların bazı canlılar tarafından yenilebilir (besin zinciri), yararlanılabilir bir nitelikte yaratıldığını da bilemiyoruz.

Neden bir kedi veya köpek yavrusu yaralanır? Ya diğer hayvanların saldırmaları veya kendi dikkatsizlikleri ya da insan kaynaklı yanlışlardan dolayı… Bunlar rasyonel açıklamalardır. Ancak bu fiziksel veya biyolojik açıklama dışında meydana gelen olayların gerçek nedenini bilemiyoruz.

 İnsanlar; yeryüzünü bilimsel yöntemlerle tanır; onu bayındır hale getirir; sorunları ve sıkıntıları konuşarak ve tartışarak çözer; hastalıkları tedavi eder; binalar, hastaneler, okullar, vb.lerini inşa eder. Fakat diğer canlıların (bitkilerin ve hayvanların) neden bu yeteneklere ve niteliklere sahip olmadıklarını, bu becerilerle neden donatılmadıklarını bilmiyoruz.

Cevabını bilmiyoruz diye her şeyden el etek çekmiyoruz. Bilmiyoruz diye her şeyi boş vermiyoruz. Biz işimize bakıyoruz. Çıkıp bir tepeden bağırsak da, bir yerlere meydan okusak da, bir süre sonra ihtiyaçlarımız bizi çalışmaya ve onları karşılamaya zorluyor. Evet, işimize bakıyoruz. Çünkü insana insan olmak, insanca yaşamak yaraşır.

Ancak şunu biliyoruz: Ölümler, yaralanmalar, hastalıklar, eksiklikler, açlıklar, susuzluklar, yanmalar ve donmalar hiç olmasaydı, evet, bunların hiçbiri olmasaydı, bitki, hayvan ve insan diye varlıklar da olmazdı. Sonsuza kadar veya ömür boyu ya da belli bir yaşa kadar her şey garanti edilseydi bizlerin robottan farkı kalmazdı.

Bilmeliyiz ki araştırmacı rasyonel bilim insanları içinde yaşadığımız bu dünyayı, bu ekosistemi, anlamlı ve değerli bulurlar. Doğada yaşananları birer eksiklik veya kusur olarak nitelemezler. Tam tersine, atmosferiyle, yeryüzüyle bu gezegende, en idealize edilmiş bir biçimde yaşam formlarının yer aldığını kabul ederler. Siz hiç, ahlaki değerleri öne çıkaran, araştırmacı rasyonel bir bilim insanından, içinde yaşadığımız bu dünyanın bir saçmalık olduğuna dair bir şeyler duydunuz mu? Bu evren; milimetrik ölçümlere dayalı fiziksel ve biyolojik yasalarıyla, varlıkların birbiriyle uyumuyla, onların varoluşlarını sürdüren dengeyle mükemmel bir dizayna sahiptir.

ALLAH, DOĞA YASALARINI BAZEN DEVRE DIŞI MI BIRAKSIN?

Allah, evren yok iken onu yaratarak (Büyük Patlama) var etmiş ve ondaki varlıkları örneksiz ve özgün biçimde oluşturmuştur. Bu varlıkların işleyişini sağlayacak yasaları potansiyel olarak onların içine yerleştirmiştir.

Bu yasalar, o varlıkların varoluş ilkesi olarak değişmeden devam etmektedir. Bu yasalar, çoğu kez neden sonuç ilişkisine, kimi zaman da şartlara dayalı olasılıkların gerçekleşmesine bağlı işlemektedir. Kısaca doğa, keyfi değil, ilkelere veya yasalara bağlı işlemektedir. Öyle olmasaydı, doğa bizi aldatmış, kuralsız ve ilkesiz davranmış olurdu; ona güvenmez; kendimizi güvende hissetmezdik.

Mekanik ve kuantum yasaları; ne bir kutsal şahsın (!) hürmetine, ne kutsal bir dava hürmetine, ne kutsal bir zaman (!) hürmetine, ne kutsal bir mekan (!) hürmetine değişmemektedir. Örneğin, bir doğa olayı olarak Ay tutulması, Peygamber çocuğu öldü diye gerçekleşmiyor. Güneş, yalnızca Allah’a inananları aydınlatmak; onları ışıtmak ve ısıtmak için doğmuyor. Ona ihtiyaç duyan tüm canlılara bu faydayı sunuyor. Güneş Dünya’dan, Dünya da Güneş’ten hiç ayrılmıyor, uzaklaşmıyor. Eğer ayrılmış olsalardı, Dünya’da yaşamın olması mümkün değildi. 

Örneğin, bir sabah uyandık, ne görelim! Evimizdeki kedi, bir insan veya evimizdeki bir insan, bir kedi olmuş! Evimizdeki kedinin, bir insan veya evimizdeki çocuğun kedi veya köpek olma olasılığı var mıdır? Tarih boyunca hiçbir zaman böyle bir olay gerçekleş midir? Elbette hayır.

Hiçbir zaman ahırdaki bir inek, öküz veya atın, bir sabah uyandığımızda insana dönüşerek bize: “Ben ahırdaki sığırdım. Dün akşam insana dönüşüverdim.” dediğini duymayacağız.

Bahçemizdeki ağacın kedi veya köpek olma olasılığı da yoktur. İyi ki de yoktur. Yoksa ‘ne kadar güvensiz bir dünyadayız’ diye her şeyin her an değiştiği korkusuyla yaşardık. Düşünsenize kimin ne olacağı belli değil. Vazodaki çiçeğin bebek, bebeğin kertenkele olduğunu…

Artçı depremler haftalar sürünce, kendimizi inanılmaz bir güvensizlik içinde hissediyor ve ayağımızı bastığımız yeryüzünün sabit olmasının önemini anlıyoruz.

Evet, çocuklar ölmesin. Ölmesin tabii… İnsanların ihmallerinden dolayı, tedbirsizliğinden dolayı, sorumsuzluğundan dolayı çocuklar ölmesin. Çocuklar, Allah’ın sorumsuzluğundan değil, insanların sorumsuzluğu nedeniyle ölmektedir. Eğer Allah, varlıkların işleyiş yasalarını değişmez değil, değişken kılsaydı, sorumluluk, Allah’a ait olurdu. Eğer Allah, hem insana özgür irade verip de, hem de onun sorumluluğunu kendisi alarak zaman zaman özgür iradesine bir engel veya ipotek koysaydı, sorumluluk, Allah’a ait olurdu.

Konuyla ilgili birkaç örnek vermek istiyorum:

3-5 yaşındaki çocuğumuz, ev halkından habersiz balkona çıkmış ve aşağı sarkıyor. Çocuk daha 3-5 yaşında…Her an düşebilir.

Allah ne yapmalı?

Yerçekimi yasasını geçici olarak devre dışı mı bıraksın, çocuğu koruma çemberine mi alsın, o an için çocuğun bedenini şiddetli çarpmaya karşı korunaklı mı kılsın, yoksa ev halkına aklınızı kullanın ve güvenlik tedbirlerinizi alın mı desin?

İşte O, sonuncu uyarıyı gönderdiği kitaplarda sık sık yapmış…

3-5 yaşındaki çocuğumuz, yakınlarından habersiz denize doğru koşuyor. Eğer denize düşerse, deniz 2-3 metre derinlikte, her an boğulabilir.

Allah ne yapmalı?

Suyun kaldırma kuvveti yasasını çocuğun yoğunluğuna göre mi değiştirsin, çocuğun yoğunluğunu mu devre dışı bıraksın, çocuğu bir anda yüzme bilir hale mi getirsin, yoksa ev halkına “aklınızı kullanın ve güvenlik tedbirlerinizi alın” mı desin?

İşte O, sonuncu uyarıyı gönderdiği kitaplarda sık sık yapmış…

3-5 yaşındaki çocuğumuz, evde çıkan yangında tek başına odada kalmış. Her an yanmak üzere…

Allah ne yapmalı?

Ateşin yakma özelliğini geçici olarak devre dışı mı bıraksın, çocuğun bedenini yanmaya karşı korunaklı mı kılsın, yoksa ev halkına “aklınızı kullanın ve güvenlik tedbirlerinizi alın” mı desin?

İşte O, sonuncu uyarıyı gönderdiği kitaplarda sık sık yapmış…

3-5 yaşındaki çocuğumuz, ormanda koşuyor. Vahşi ve yırtıcı hayvanlar, her an onu parçalayabilir.

Allah ne yapmalı?

Rasyonel bilinçten yoksun yırtıcılara akıl ve merhamet mi versin, çocuğa onlarla baş edecek olağanüstü bir cesaret ve güç mü versin, yoksa ev halkına “aklınızı kullanın ve güvenlik tedbirlerinizi alın” mı desin?

İşte O, sonuncu uyarıyı gönderdiği kitaplarda sık sık yapmış…

3-5 yaşındaki çocuğumuz, kayboldu. Günlerdir arıyoruz. Her an açlıktan hayatını kaybedebilir.

Allah ne yapmalı?

Beslenmeye dayalı yaşamı geçici olarak devre dışı mı bıraksın, çocuğun kaybolduğu çevre de hiç olmamasına rağmen birden bire besin bulmasını mı sağlasın, yoksa ev halkına “aklınızı kullanın ve güvenlik tedbirlerinizi alın” mı desin?

İşte O, sonuncu uyarıyı gönderdiği kitaplarda sık sık yapmış…

3-5 yaşındaki çocuğumuz, çok büyük trafik kazasında, o da aracın içinde yer alıyor.

Allah ne yapmalı?

Kaza esnasında çarpmanın etkisiyle çocuk üzerinde etkin olan fiziksel basınç yasasını geçici olarak devre dışı mı bıraksın, çocuğun bedeninin sahip olduğu sınırlı fiziksel direnç yasasını mı değiştirsin, yoksa ev halkına “aklınızı kullanın ve güvenlik tedbirlerinizi alın” mı desin?

İşte O, sonuncu uyarıyı gönderdiği kitaplarda sık sık yapmış…

Evet, çocuklar ölmesin… Ölmesin tabii..

Çocuklar, Allah’ın sorumsuzluğundan değil, insanların sorumsuzluğu nedeniyle ölmektedir. Eğer Allah, varlıkların işleyiş yasalarını değişmez değil, değişken kılsaydı, sorumluluk, Allah’a ait olurdu. Eğer Allah, hem insana özgür irade verip de, hem de onun sorumluluğunu kendisi alarak zaman zaman özgür iradesine bir engel veya ipotek koysaydı, sorumluluk, Allah’a ait olurdu.

ALLAH, KİMLERİ NASIL SINAR?

1 – Allah, insanları, mitolojik tasvirlerde olduğu gibi sınamaz. Örneğin, denir ki: “Allah, sevdiği kuluna, önce eşeğini kaybettirip sonra buldururmuş.” Böyle bir manipulatif sınama iddiası, aslında insanların kendi hayal dünyalarındaki fantastik bir kurgudur. Allah keyfi davranmaz. Örneğin, Allah şöyle davranır mı? “Yolda yürüyen bir insanın kolunu, bacağını veya kafasını bir kırayım veya bir başkasına kırdırayım, bakayım nasıl davranacak! Bana inanmaya devam edecek mi, etmeyecek mi!? Çok sevdiği çocuğunu veya sevdiğini bir elinden alayım, öldüreyim, bakayım nasıl davranacak! Bana ibadet etmeye devam edecek mi, etmeyecek mi!?” Allah, elbette böyle davranmaz. Zerre kadar haksızlık yapmayan Allah[1], sınama adı altında insanlara zulmeder mi? Elbette etmez.

Allah, insanları doğal yaşam içerisinde doğal biçimde sınar. Bu sınama, sahip oldukları imkânları ve özellikleri nasıl kullandıklarını gözlemleme yönünde olur. Bu gözlem, salt durum tespiti yapan tarafsız bir iş değildir. Çünkü O, taraftır; hak ve adalete taraftır. Hak ve adaletten yana olanlara yakınlık duyar. Onlara moral, güç ve enerji verir. Zaten dua; Allah’a iş yaptırmak; yemek yaptırmak, tarlayı kazdırmak, düşmanla savaşmasını istemek için yardım talebi değildir. Dua; bunları kişinin kendi kendisinin yapabilecek moral, güç ve enerjiyi Allah’tan talep etmesidir. Allah, sahip oldukları imkânları ve özellikleri kötüye kullananları; zalimleri, müfterileri, zorbaları da gözlemler. Onlara asla yakınlık duymaz. Onların da içine korku düşürür. Tüm bu gözlemleri ve dönütleri, önceden tasarlanmış yazgısal veya kurgusal, manipulatif müdahaleler biçiminde değil, yine hayatın doğal akışı içinde sağlar.

Biz insanlar, her sosyal olayda, bir sınama/ deneme amacı gütmesek de, bunu kasten yapmasak da, hayatın doğal akışında birbirimizi kendiliğinden (spontane biçimde) sınarız, deneriz. Örneğin, insanlar; iş ortamında, okul ortamında, akraba ziyaretinde, düğünde, partide, piknikte birbirleriyle iletişim ve sosyal ilişki içinde olurlar. Bunun sonucunda, birbirleri hakkında iyi veya kötü, olumlu veya olumsuz bir kanaate sahip olurlar. Birbirlerinin sahip oldukları imkânları ve özellikleri nasıl kullandıklarını gözlemlerler. Bu gözlem sonucu, bazılarına karşı yakınlık hissederken, bazılarına aynı yakınlığı hissetmez, gitgide onlardan uzaklaşırlar. Kuşkusuz bu tutum, kişinin ya kendi çıkarlarıyla, ya da kendi dünya görüşüyle, değerler sistemiyle doğrudan ilişkilidir. Duyarlılığı da yine bu ilişkiye dayalıdır. İyi gördüğü birine duyduğu his, ona olan yaklaşım; ona destek, moral ve enerji vermeye dönüşür. Ancak hiçbir değerler sistemi olmayan biri; iyi ile kötü; değer üretenle, üretilen değerleri yıkan; zalimle mazlum arasında bir fark gözetmez.

Tüm bu olaylar zinciri içinde bir psikolog; gözlem yapar, durumu anlamaya çalışır, durum tespiti yapar. Bir yargıç, haklı ile haksız arasında hükmeder; gasp edenin, hakkı gasp edilene hakkını vermesine karar verir. Gerekirse, kolluk kuvvetlerini devreye sokar. Ama iyi bir insan, kendisi psikolog veya yargıç olsun ya da olmasın, ısrarla ve inatla kötülük yapan, zarar veren, zorbalık yapan, zulmeden kişilere karşı olumsuz hisler besler, boş durmaz ve kendi ilkeleri doğrultusunda harekete geçer.[2]

Tüm bunlardan yola çıkarak diyebiliriz ki Allah yalnızca gözlem mi yapar? Elbette hayır. O, hem gözlem yapar, hem de hükmeder. Bu gözlem, hiç kimseye zerre kadar haksızlık yapmama ilkesine dayalıdır. Çünkü O, gizlice ve açıktan yapılan, söylenen ve sır tutulan, o güne kadar o kişinin tüm yaptıklarını ve yapmadıklarını, kısaca her şeyi bilir.

Kuşkusuz O, bu gözlem dışında haklı-haksız ayrımı yapar ve bu konuda karar verir. Gerçek ödüllendirmeyi ve cezalandırmayı en sona bırakır. O’nun ilkeleri, vaatleri doğrultusunda işler. O’nun ilkelerinden biri; doğanın, bitkilerin, hayvanların ve insanların, yarattığı doğa (fizik) yasalarına göre işlemesidir. Bu yasalar, asla değişmeyecektir. Örneğin, doğal seçilim yasası, insanların hoşuna gitmese de işler. Aslan ceylanı yer. Birisi de çıkıp, “Bu nasıl sistem?” diyebilir. Ekosistem içindeki besin zincirine itiraz edebilir. Böyle biri, bilimsel yöntemleri işlettiği zaman evrende bundan daha ideal bir sistem olmadığını fark eder.

Allah’ın ilkelerinden biri de, insanlara verilen özgür iradedir. İnsanlar, kendi bilinç ve iradeleriyle istediklerini seçme ve seçmeme hakkına sahiptirler. Yine onlar, kendi güçleri ölçüsünce dilediklerini gerçekleştirebilir, dilediklerini de yapmayabilirler. Allah, ağaç dikmek isteyene de, ağaç kesmek isteyene de müdahale etmez. Çünkü olaylara böylesi bir müdahale, O’nun fizik yasalarının değişmezliği ve irade özgürlüğü ilkesiyle çelişmesi anlamına gelir. Ama o, yanlış iş yapanlara da doğru iş yapanlara da çeşitli işaretler gösterir. Ne gibi? Ona moral verme veya içine korku düşürme, yahut ağacı keserken, kendi elini, ayağını kesmesi, yüzüne ağacın dalının çarpması gibi, hesapta olmayan işaretler gösterir, olaylar yaşatır.

Bir ceylan veya kedi yavrusunu, başka bir hayvanın yemesi, bazılarına göre kabul edilemez iken, yaratılış (fiziksel) yasalarını bilen biri için anlaşılabilir bir durumdur. İnsanların menfaatleri uğruna veya çeşitli nedenlerle çıkardıkları savaşlar sonucu yaşanan kayıplar ve acılar.. Bazı insanların uzuvlarını kaybetmesi, masum insanların, çocukların ve diğer canlıların zarar görmesi, kabullenmesi mümkün olmayan insanlık suçları iken, bunları kabullenmesek de anlayabilmemiz mümkündür. Durumun anlaşılması, bu yaşananlara hak verildiği anlamına elbette gelmez, ama doğa (fizik ve biyolojik) yasalarını ve özgür iradeyi bilen biri için bunlar, savaş teknolojisine sahip, ekonomisini baskın güç oluşturacak şekilde düzenlemiş ve kendinden görmediklerine karşı zulmetmeyi meşrulaştırmış öğretilerin karşısında onları püskürtecek bir dengeleyici güç yoksa sosyolojik ve siyasal anlamda anlaşılabilir kötü sonuçlardır.

Doğadaki sistem böyle kurulmuştur. Bu sisteme göre, Allah’a hiç inanmayan biri; çalışırsa, tarlasını ekerse, çocuğunu eğitirse, araştırma geliştirme (AR-GE) çalışmalarına önem verirse, olumlu sonuçlar elde eder. Allah’a inandığını iddia eden biri ise, sabah akşam dua etse de tarlasını ekmezse, çocuğunu eğitmezse, araştırma ve geliştirmeye önem vermezse, dua ederek olumlu sonuç alamaz. Çünkü doğadaki sistem böyle kurulmuştur.

Allah, kendisine inananlardan, öncelikle akıllarını kullanmalarını, hak ve adalet üzere yaşamalarını, doğayı incelemelerini istemiştir. Ama din istismarcıları, tüm bunları ayaklar altına almış; ruhani seslerle, şekillerle, dualarla insanları avutmuş; bu sayede onların kaynaklarını sömürmüştür.

Yaşadığımız kayıplar, birtakım nedenlere dayanmaktadır. Yaralanmalar ve ölümler… Doğal ömrünü tamamlayarak meydana gelen ölümler dışında her olayın bir nedeni vardır. Sorumluluk, bu üzücü ve yıkıcı nedenlerin önüne geçmemizi gerektirmektedir. Birisi, bir yaralanma sonucu kan kaybından öldüyse, artık bize düşen şey, kan kayıplarının önüne geçmek olmalıdır. Birisi kalp krizi sonucu öldüyse, kalp krizinin nedenlerini araştırmak ve bunun önüne geçmek için ne yapılması gerekiyorsa onu yapmak, sorumluluğun bir gereği olmalıdır. Mal varlıklarımız ve emeğimiz çalınıyorsa çalmaya karşı; selde, yangında veya depremde heba oluyorsa sele, yangına ve depreme karşı önlem almamız gerekiyor. Böyle olmayınca, yaşadıkları olumsuzlukları ‘kader’ (yazgı) olarak görenler, daha büyük acıları yaşamak durumunda kalmaktadırlar.

2 – Allah, çocukları değil, yetişkin insanları sınar: Sınandığı zaman ne yapacağının bilincinde olmayan, doğru ve yanlışın ne olduğunu bilmeyen bebekleri, çocukları ve zihinsel engelli kişileri sınamaz.

3 – Çocukların veya zihinsel engelli insanların; hasta olmaları, yaralanmaları ve fiziksel engelli olmaları gibi durumlarda yetişkin insanlar sınanırlar; yetişkin insanlar, bu kişilere yaklaşımlarıyla sınanırlar, onlara değer verip vermemeleriyle sınanırlar; onlara destek olup olmamalarıyla sınanırlar.

4 – Diğer taraftan Allah, yetişkin insanları, hak ve adalete dayalı bir amaç dışında, keyfi olarak sınamaz. “Başınıza gelen her musibet, sizin yapıp ettiklerinizden kaynaklanır. Allah çoğunu da affeder.” (42Şura/30) ayeti, insanların yaşadıkları sorunların Allah değil insan kaynaklı olduğunu ifade etmek içindir.

NEDEN ÇOCUK ÖLÜMLERİ VAR, NEDEN EŞİTLİK YOK?

ALLAH NEYİ VAAT ETTİ, NEYİ VAAT ETMEDİ?

ALLAH HAKKINDAKİ YANILGILAR
İnsanların Allah tasavvuru veya algısı çoğu kez sağlam dayanaktan yoksundur. Çoğu insanın Allah hakkındaki zannı, onu akıllı ve sorumlu davranmaktan uzaklaştırır. Örneğin;
♦ “ALLAH EŞİTLİKÇİDİR” ZANNI: Allah, herkese eşit davranacağını vaat etmemiştir.
♦ “ALLAH, HER HALÜKARDA KURTARIR” ZANNI: Allah, günahı ve suçu olmayan masum insanları, çocukları, yaşlıları mutlaka koruyacağını veya kurtaracağını vaat etmemiştir.
♦“ALLAH, ÇOK MERHAMETLİDİR, KİMSEYİ CEZALANDIRMAZ” ZANNI: Allah, hiç kimseyi cezalandırmayacağına dair bir vaatte bulunmamıştır.
♦ “ALLAH YARATIR, SONRA BAŞKA HİÇBİR ŞEYE KARIŞMAZ” ZANNI: Bu doğru değildir, Allah, hayata müdahildir; müdahil olduğu içindir ki insanların arasından en güvenilir bulduklarını elçi olarak seçmiş ve onlar, adaleti hâkim kılsınlar diye onlara kitap vermiştir.

Tüm bu zanlar (doğru zannedilen tahmini bilgiler) bizleri hakka ve adalete ulaştırmaktan çok uzaktır. Aynı zamanda bu spekülatif bilgiler, kafamızı karıştırır ve bizleri doğru kararlar almaktan uzaklaştırır. Allah, hakkındaki bu olumsuz zanlar, bizleri aynı zamanda O’ndan da uzaklaştırır.

PEKİ, ALLAH NEYİ VAAT ETMİŞTİR?
İnsanlar hak ve adalet üzere, doğa (yaratılış) yasalarıyla uyumlu yaşarlarsa, böyle insanları Allah, er veya geç ödüllendireceğini; kötülükten yana olurlarsa, zulmeder ve doğa yasalarını hiçe sayarlarsa, böyle insanları er veya geç cezalandıracağını vaat etmiştir. Örneğin, Allah, çok inançlı biri olduğunu iddia eden ama yerçekimi yasasını tanımayarak 3-5. kattan atlayan birine fiziksel yasayı işletecek, suyun kaldırma kuvveti yasasını tanımayana da yine aynı yasayı işleterek karşılık verecektir. Ne kadar inançlı biri olursa olsun, kötü beslenen veya beslenmeyen birine de biyolojik yasasını işletecektir. Güya din adına bu dünyayı cehenneme çevirenlere de ilahi adalet yasasını işletecektir.

“Hakka inananları ve sorumlu davrananları kurtardık. Allah’ın (yasalarına) düşman olanları ateşe sürüldükleri gün toplanıp bir araya getirilirler. Nihâyet oraya vardıklarında kulakları, gözleri ve derileri, yaptıkları işler hakkında aleyhlerine şahitlik ettiler. Derilerine soracaklar: “Neden aleyhimize tanıklık yaptınız?” Onlar da: “Her şeye konuşma imkanı veren Allah, bize (de) vermiştir. Sizi yoktan var eden O’dur, (şimdi) yine O’na döndürülüyorsunuz. Ve kulaklarınız, gözleriniz yahut deriniz size karşı tanıklık yapmasın diye (günahlarınızı) gizlemeye çalışanlardan olmadınız. Üstelik, Allah’ın yaptıklarınız hakkında fazla bir şey bilmediğini sandınız. “İŞTE RABBİNİZE KARŞI BESLEDİĞİNİZ BU ZANNINIZ, SİZİ HELÂKA SÜRÜKLEDİ, HÜSRANA UĞRAYANLARDAN OLDUNUZ!” 41Fussilet/19-23

 ✨

HAK VE ADALETE DAYALI AMAÇTAN YOKSUN SORULAR

Bilim ne kadar gelişirse gelişsin, insanlar ne kadar bilgilenirse bilgilensin doğadaki canlılar için yaralanma, acı çekme ve ölüm kaçınılmaz. Başkası yalan. 🙂

Çözümsüz problemlerde olaya ters açıdan bakmak gerekiyor. Örneğin,

             “Tanrı varsa neden sıkıntılar, acılar ve ölümler vardır?” sorusu…

Tanrı sıkıntılara, acılara ve ölümlere izin vermeseydi hayat daha anlamlı mı olurdu? Kaç yaşından sonra nelere izin vermeliydi, nelere vermemeliydi, bir liste oluşturmak isteseydin, listende nelere yer verir ve nelere yer vermezdin ve bu yaptığın listenin, tüm insanlığa etkileri neler olurdu ve insanlık açısından ne tür sonuçlar doğururdu?

             “Tanrı evreni niye yarattı?” sorusu…

Tanrı hiçbir şey yaratmasaydı daha anlamlı bir iş mi yapmış olurdu? Evrenin varlığını anlamsız bulan bir kafanın bilimsel açıdan bir değeri var mıdır?

             “Tanrı’yı kim yarattı?” sorusu…

Yaratılmayan bir varlık mümkün müdür? Eğer mümkün ise bu soru anlamsızdır, mümkün değil ise yaratılan zaten tanrı olamaz.

             “Tanrı varsa neden kötülük vardır?” sorusu…

Kötülüğü Tanrı mı icat etti, yoksa insanlar mı? Tanrı, insanların kendi ceplerine ellerini sokmalarına izin verirken bir başkasının cebine elini sokmaya teşebbüs ettiklerinde, gizli bir güç ile o eli durdursaydı insan daha özgür mü olurdu? Yeteneklerinin gelişmesi,  gerilemenin ve ilerlemenin anlamı, bilimsel çalışmalar, sorunlarla baş edebilme, hak ve adaletin değeri, dürüstlerle sahtekarların farkı ortaya çıkar mıydı?

             “Tanrı neden kitap ve peygamber gönderdi?” sorusu…

Tanrı yarattıktan sonra her şeye tepkisiz kalsaydı daha anlamlı mı olurdu? Kötülüklere tepki göstermek, o konuda doğru mesaj vermekten ve bu mesaja sahip çıkanlara yardım etmekten geçmez mi? Nitekim Allah erdemli yaşamaya vurgu yapan ilahi kitaplar göndermiş ve erdemli yaşamanın mücadelesini veren elçilerine ve diğer insanlara yardım etmiştir.

Sonuç olarak insanların sağlıklı yaşamaları da, hasta olmaları da, hayatlarını kaybetmeleri de, biyolojik yasaların işlemesidir. Allah, canlıları yaratırken bu biyolojik yasalara uygun yaratmış, onlar da bu yasalar doğrultusunda canlılık özelliklerini sürdürmektedirler. Yaşanan sağlık sorunlarından bizler sorumluyuz. Beklenmedik sağlık sorunlarının cevabını öncelikle sağlık uzmanları vermelidirler. İnsana verilen bir limit vardır. Tam net bilmesek de 120 veya 170 yıl. Bu limitten önceki ölümler, insan etkisine açık alanlardır. İnsana düşen kendisinden kaynaklanan sorunların sorumlusunu ve çözümünü bulmak ve gereğini yapmaktır. İnsandan kaynaklanmayan konularda soru sormak sorgulamak değil demagoji yapmaya girer.

– Tanrı’ya soruyorsun: “Çocuklar neden ölüyor”?

 TANRI: * Açlıktan, hastalıktan, sorumsuzluktan, tedbirsizlikten, zenginlerin doymazlığından, insanların bencilliğinden….

– Ben onu sormuyorum, Tanrı’m? Çocuklar neden ölüyor, ölümler, savaşlar, açlıklar neden var?

TANRI: * Neden şu soruları da sormuyorsun? “Güneş neden var, atmosfer neden var, besin kaynakları neden var, hayat neden var, ben neden varım?” Hani, bu sorularınla sorgulama yaptığını düşünüyorsan şu soruları da sormalısın: “Neden beni; ısıya, ışığa, besine, oksijene ihtiyaç duyan bir varlık olarak yarattın? Neden beni insan olarak yarattın? Neden beni bir bitki veya hayvan ya da taş olarak yaratmadın?” Bu safsata soruların; ne senin, ne de Dünya’da yaşayan herhangi bir insanın egosunu tatmin etmekten başka bir işe yaramıyor, insanlara vakit kaybettiriyor. Kaç yaşına kadar ölümleri, hastalıkları, yaralanmaları, acıları durdurmalıydım veya kendim müdahale etmeliydim. Kaç yaşına kadar? 30 yaşına kadar her canını sıkan olaya ben müdahale etseydim dünya daha anlamlı mı olurdu? Sen yarı robot olmaz mıydın?”

Bizler, insan olarak, şunu bilmeliyiz ki insan etkisine açık, değiştirilebilir veya önüne geçilebilir olaylar kader değildir. Kader olmadığı için hem yasalar önünde, hem de Allah katında sorumluyuz. İnsanın başına gelen olaylar, yine insan kaynaklıdır. Bkz.42Şura/30; 4Nisa/79.

Bütünüyle bizim irademiz dışında gelişen olaylarda, örneğin hayatımızı kaybettiysek, açıktır ki ölmüş insanlar bir sorgulama içine giremezler; eğer yaşıyorsak, sorgulanması mümkün tüm aksaklıklar, eksiklikler, ihmaller, tedbirsizlikler, bilgisizlikler, sorgulanmalı ve kadere yüklenmemelidir. Yaşayanlar sorgulamalıdırlar ki sonraki kazaların, belaların, hastalıkların, sıkıntıların önüne geçebilsinler. Diğer taraftan, insan, insan olmalı ve kendi işine bakmalı ve Tanrılığa soyunmamalıdır. İnsana insan olmak yaraşır. Varlıkların varoluş, oluşum veya yok oluş nedenleri üzerine sorgulama yapmak takdire şayandır. İnsan cephesinden bakınca, insanın kendi aklını kullanması ve ilahi kitap üzerinde kafa yorması sonucu ortaya çıkaracağı tüm cevaplar takdire şayandır. Allah, insanın bilmesi gerekenleri, doğada ve kitabında, tüm akıl yürütmeler sonucu bulacak biçimde yaratmıştır.  

Turgut ÇİFTÇİ

[1] “Şüphesiz Allah (hiç kimseye) zerre kadar zulüm etmez. (Yapılan) çok küçük bir iyilik de olsa onun sevabını kat kat arttırır ve kendi katından büyük bir mükâfat verir.” 4Nisa/40 “Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmez; fakat insanlar kendilerine zulmederler.” 10Yunus/44

[2] Günümüzde sosyal olaylar karşısında etkin davranan, aktif rol alan kişilere aktivist deniyor. Böyle kişiler, doğru veya yanlış bir amaçla, inandığı doğruları eyleme dönüştürmek için çaba harcıyorlar. Olaylar karşısında etkin rol alan kişi, eğer ilkeli biri ise, sahip olduğu ilkelere uygun davranır.

yasam suresi

AYRICA KONUYLA İLGİLİ YAZARIN DİĞER YAZILARI İÇİN BKZ.

Ateistçe Sorular: Çocuklar Neden Ölmektedir ve diğerleri

Evrim Ağacı Soruları: Sekiz Büyük Felsefi Soru

Ateist, Ahlaki Erdemlere Bağlı Müslüman Kadar Erdemli Olabilir Mi?

Ateistler Kimdir, Ne İstiyorlar? 

Ateizmde ve Deizmde Paradigma Sorunu

Moda Akımların Rüzgârına Kapılarak İtibar Ve Güç Kazanmak (Ateizmi ve Deizmi slogana ve şov aracına dönüştürmek)  

Dinlerde Tanrı Anlayışı 

Evrim Tarihi

 

Çocuk Eğitimi

http://www.hakveadalet.com/cocukegitimi

 

Çocuk Eğitimi: İnsan, Sorumlu ve Sorunlu Varlıktır 

http://www.hakveadalet.com/insan-sorumlu

 

Çocuklar Genellikle Olumsuz Davranışları Örnek Alır 

http://www.hakveadalet.com/cocuk-ornek

 

Çocukça Yaşamlar– Ergence Tepkiler

http://www.hakveadalet.com/ergen-cocuk

 

İlahi Kültürde Eleştiri Kültürü ve Tövbe 

http://www.hakveadalet.com/ilahi-kulturde-elestiri-kulturu

 

Yalana Son Vermeden Güven Oluşmaz 

http://www.hakveadalet.com/yalanasonver

 

Yalansız Bir Dünya İstiyoruz 

http://www.hakveadalet.com/kurtulus-yalanason

 

İlkesiz İnsanların ve Hukuksuz Toplumun Problem Çözme Biçimi ve Yöntemleri   

http://www.hakveadalet.com/cahiliyede-problemcozme

 

Kimler uyarılardan rahatsızlık duyar?  

http://www.hakveadalet.com/kimler-uyarilar-ve-elestirilerden-rahatsizlik-duyar

 

Kur’an’da Dürüstlük  

http://www.hakveadalet.com/kuranda-durustluk

 

Dürüstlük Nedir, Ne Değildir?  

http://www.hakveadalet.com/durustluk-nedir-ne-degildir

 

Dürüstlük Bir Yaşam Biçimi  

http://www.hakveadalet.com/durustluk-bir-yasam-bicimi

 

Çocuklar Neden Ölmektedir?

http://www.hakveadalet.com/cocuklar-neden-olmektedir

 

Ateistçe Sorular: Çocuklar Neden Ölmektedir ve diğerleri 

http://www.hakveadalet.com/cocuklar-neden-olmektedir

 

Çocuk Evliliğini Meşrulaştırma Çabaları

http://www.hakveadalet.com/cocuk-evliligi-mesrulastirma

You may also like...

6 Responses

  1. Hasan dedi ki:

    Yetersiz olduğunu düşünüyorum.soruyla alakasız cevap

    • Turgut Çiftçi dedi ki:

      Hasan bey, yetersiz olan cevabı siz tamamlayınız ve soruyla ilgi kurunuz. Cevap vermeyi düşünmüyorsanız yetersiz olan tarafı açıklayınız.

  2. Seda dedi ki:

    Beynim yandı. 16 aylık bebeğim doktorunun bronsiolit teşhisinden 19 saat sonra hayatını zaturreden kaybetti. Tedavisi başlamıştı elimden geleni de yapmistim. Bu şimdi nasıl benim sorumsuzlugum olabiliyor? Çocuğum evde solunum atağı geçirdi, gecirmese olmeyebilirdi. Nasıl onlemeliydim atak geçirmesini? Kazalar konusunda belki katilabilirim ama insanın elinde olmayan sebepler de vardır

    • Turgut Çiftçi dedi ki:

      Öncelikle başınız sağ olsun. Çok üzücü bir durum. Elbette elimizde olmayan nedenler var. Sizin de ifade ettiğiniz gibi nedenler var. Bu nedenleri bilmemiz ve bu konuda duyarlı olmamız ve daha fazla önlem almamız gerekmektedir. Ancak önceden belirlenmiş bir kader gereği değil, Allah’ın, varlıkların bünyesine yerleştirdiği fizik (biyoloji) kanunlarından bir kısmının sekteye uğraması sonucu ölümler gerçekleşmektedir. Örneğin, açlık, susuzluk, solunumsuzluk, kan kaybı, kalp krizi, vd. Yazıda çocuk ölümlerinden Allah’ın değil, bizlerin, çevrenin, toplumun veya önceki nesillerin sorumlu olduğu vurgulanmaktadır. Selam ve saygılar

  3. Ebru dedi ki:

    Yazılarınızı ilk kez okuyorum ve o kadar hayran kaldım ki . İzninizle hem not alıyorum hem de her cümledeki zeki espri ve vurguları tekrar tekrar okuyorum. Vallahi nasıl denk geldiniz ne güzel bir denk geliş oldu. Kötülük problemini birçok yerden okudum ancak böyle şamar gibi sorulardan sonra gerçekten sizi tebrik etmek istedim. Bundan sonra bütün yazılarınızı kaçırmadan takipteyim inşallah. Allah Razı olsun.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir