Aracılık ve Şefaat, Getirisi ve Götürüsü

ARACILIK VE ŞEFAAT, GETİRİSİ VE GÖTÜRÜSÜ

Aşağıdaki yazı, Kur’ani Hayat Dergisi’nin Kasım-Aralık 2016 sayısında yayımlanmıştır. Sayı: 50, s.60-67

https://katalog.idp.org.tr/yazilar/301931/getirisi-ve-goturusu-ile-aracilik-ve-sefaat

ŞEFAATİN ANLAM ALANI

Şefaat, sözlükte ‘tek’ (vitr) olan bir şeyi ‘çift’ (şef’) yapmaktır. Bir şeye başka bir şeyi ekleyerek onu çiftlemek anlamlarına gelmektedir. Zamanla birinin, diğerine katılmasını, ona yardım ve destek olmasını ifade eden aracılık anlamını kazanmıştır.

Şefaat; aracılık etmek, kayırmak, birinin lehine olumlu görüş bildirmek veya olumlu tanıklıkta bulunmak anlamlarına gelmektedir. Esasında aracılık etmek[şefâ`at], dilimizde farklı anlamlarda kullanılmaktadır. Üst kademelerde aracılık, birisinin güvenilir olduğuna dair görüş bildirmek veya tanıklık etmekten, birilerini kayırmak için arka çıkmaya kadar geniş bir anlam yelpazesine sahiptir. Kur’an’da şefaat sözcüğü, olumlu anlamda tanıklık etmek, olumsuz anlamda aracılıkla birini temize çıkarmak anlamında kullanılmıştır.

ÇEŞİTLİ DİNLERDE ŞEFAAT

Cahiliye’de (şirk, ilkesizlik ve hukuksuzluk dönemlerinde), halkın büyük çoğunluğu şefaat inancına sahipti. Yaptıkları kötülüklerin ve işledikleri günahların, iyi bildikleri birtakım kutsal kişilikler aracılığıyla Ahiret’te örtbas edileceğine inanırlardı. Din istismarcıları da bu kutsal kişilere sözlü ve fiili bağlılıklarını bildirdikleri ölçüde bu şefaatin gerçekleşeceğine insanları inandırırlardı. Kötülüklerin, haksızlıkların ve zulümlerin Ahiret’te örtbas edileceği inancı veya yargılamanın pas geçileceği inancı, Allah’ın adaleti ve O’nun, o gün, tek yetkin güç (maliki yavmi ed-dîn) olduğu ilkesine taban tabana zıttı.

Kur’an, bu inancı kökten reddetti. Pagan şirk öğretilerde ve özellikle Hıristiyanlıkta insanlar, ne kadar kötülük yaparlarsa yapsınlar, -eğer insanlar kendi dinlerine mensup iseler-, ya günahları kadar ceza görerek ya da iyi insanların şefaat etmesiyle (aracılığıyla) Cennet’e gideceğiyle rahatlıyor ve bu yönde iddialarda bulunuyorlardı.

Halen Hıristiyanlar, İsa peygamberin, Hz Meryem’in ve azizlerin, istedikleri zaman, istedikleri kadar kişiyi Cennet’e gönderme yetkileri olduğuna (mutlak şefaata) inanmaktadırlar.

Bu anlayış, ciddi ahlaki sorunlara kapı aralamaktadır. Çünkü insanlar, nasıl olsa bir gün ve bir şekilde kurtulacakları inancıyla istediği kötülüğü yapmakta bir sakınca görmemektedirler. Hatta Kilise, günahların bağışlanmasının garantisini, diğer bir ifadeyle Cennet’ten arsayı, güya dünyevi cezadan kurtulma maskesi altında uzun bir süre endülijans belgesi olarak parayla satmıştır. Bu yolla büyük kazançlar elde etmiş ve halkın üzerindeki hegemonyasını ve baskısını daha da güçlendirmiş, din adına insanları sömürmüştür.

Aracılık inancı, ciddi sorunları ve yıkımları getirmektedir. Suçlular ve günahkarlar, salt bağışlar yoluyla birtakım dünyalıklarından vaz geçerek ve hayali kahramanlara umut bağlayarak Ahiret’teki cezadan kurtulacaklarıyla avunmaktadırlar. İftiraya, baskıya ve zulme uğrayan insanlar ise çektikleriyle başbaşa kalmaktadırlar. Eğer şefaatte bulunacak kişi, Allah’ın vereceği cezadan bir başkasını kurtarabilecekse, bu kişi Allah kadar ve hatta Allah’tan daha güçlü, daha merhametli olmalı ve insanı daha iyi tanıyor olmalıdır. Böyle birinden ancak ikinci bir tanrı olur. Oysa bu tamamen yalan ve aldatmacadır. Bunlara umut bağlayanlar, ümit tacirlerinin her türlü sömürüsüne açık hale gelmektedirler. Nitekim Katolikler, İsa aleyhisselam hakkında şunlara inanmaktadırlar:

519 Mesih İsa şimdi de “Baba’nın yanında bizim avukatlığımızı yapıyor” (1 Yu 2, 1) “bizim lehimizde aracılık (şefaat) etmek için hep canlıdır” (İbr 7, 25). İlk ve son kez olmak üzere bizim için yaşadıkları ve çektikleri ile “bizim lehimize aracılık (şefaat) etmek için Tanrı’nın huzurunda” daima hazır durmaktadır (İbr 9, 24). (Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri)

2593 Musa’nın duası canlı Tanrı’nın kendi halkının esenliği için girişimine bir yanıttır. Tek arabulucu (şefaatçi) Mesih İsa’nın şefaat duasının bir önbelirtisidir. (Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri)

2634 Şefaat bizi İsa’nın duasına uyumlu kılan bir dilek duasıdır. Tüm insanların özellikle de günahkârların lehine Baba’ nın yanında tek Arabulucu (şefaatçi) Odur.(Bkz. Rom 8, 34, 1 Yu 2, 1, 1Tim 2, 5-8) İsa’nın “Kendisi aracılığıyla (şefaatiyle) Tanrı’ya yaklaşanları tamamen kurtarmaya gücü yeter, çünkü onlara aracılık (şefaat) etmek için hep yaşamaktadır” (Rom 8, 26-27). Kutsal Ruh’un “Kendisi de bizim için aracılık (şefaat) eder ( … ) ve Onun azizler için arabuluculuğu(şefaati) Tanrı’nın iradesine uygundur” (Rom 8, 26-27). (Katolik Kilisesi Din ve Ahlak İlkeleri)

İnsan ne zaman avukata ihtiyaç duyar? Yargıç, ya konuya tam vakıf değildir veya haksızlık yapma olasılığı vardır. Bundan dolayı insanlar, güçlü avukatlara ihtiyaç duyarlar. Oysa Allah, herkesi herkesten daha iyi tanımaktadır. Nitekim şefaatle ilgili ayetlerde, “Allah zaten bilir” ve “Allah asla haksızlık yapmaz” vurgusu öne çıkarılır. Dolayısıyla bilgilendirmeye ve haksızlığa dayalı savunmalarda avukatlık ve aracılık türünde bir şefaat Kur’an’da daima reddedilmiştir.

Aracılıkla birini temize çıkarmak, birilerini kayırmak, arka çıkmak veya torpilcilik, Mekke müşriklerinin en temel inançlarından biriydi:

“Allah’tan alt düzeyde de olsa kendilerine zarar veremeyen ve yarar sağlayamayan varlıklara tapıyorlar ve: “Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir!” diyorlar. De ki: “Allah’ın, göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi Allah’a haber veriyorsunuz?” O, onların koştukları ortaklardan uzak ve yücedir.” (10/18)

Yoksa Allah’tan başka şefaatçiler mi edindiler? De ki: “Onların hiçbir şeye güçleri yetmese ve düşünemiyor olsalar da mı?” (39/43)

KUR’AN’DA ŞEFAAT

Allah, dünyada da, ahirette de kayırmanın mümkün olduğunu savunan bu anlayışı reddetmek için mutlak şefaatin yalnızca Allah’ın yetkisinde olduğunu bildirdi. İlkeleri koyan, mutlaka o ilkelerin istisnasını da koyar. İstisnası olmayan ilkeler, evrensel olma özelliğini yitirir. Bu ilkenin istisnası olarak şartlı şefaatin olabileceğinden söz edilmiştir. Nedir şartlı şefaat? Eğer şu ….. olursa, belki mümkün olurdur.

Kur’an Cahiliye Dönemi’ndeki şefaat anlayışını şöyle düzeltti: Mutlak şefaat (tanıklık, özel muamele) yetkisi, bütünüyle Allah’a aittir. O gün hiç kimse O’na rağmen, bir iş yapamaz. Ancak O izin verirse, uygun görürse, O’nun şartlarına uygun olursa belki mümkün olabilir, istisnasıdır. Bu, şartlı şefaatı getirmiştir. Eğer Allah bir kişiye izin verirse, ondan da tanıklıkta bulunmasını isterse, bu kişi tanıdığı kişiler hakkında tanıklıkta bulunabilir. Kur’an’da şefaat bütünüyle reddedilirken, o gün şahitliklerin yapılacağı gerçeği de dikkate alındığında, onun içtutarlılığının bir sonucu olarak şartlı tanıklığın mümkün olabileceğinden söz edilmiştir.

“Yeryüzü, Rabbi’nin ışığıyla parıldadı; (orta yere) kitap kondu; peygamberler, şahitler getirildi ve aralarında hak ile hüküm verildi, onlar haksızlığa uğratılmazlar.” 39Zümer/69

“Ruh ve meleklerin saflar halinde duracakları gün; Rahman’ın kendilerine izin verdikleri dışında kimse konuşamaz. (Konuşacak olan da,) yalnızca doğruyu söyleyecektir.” 78Nebe’/38

Şefaat ancak, Allah’ın izin verdiği ve razı olduğu biri hakkında, yani zaten Cennet’i hak eden biri hakkında, Allah da izin verirse, iyi insanların tanıklıkta bulunmasından ibarettir.

ALLAH’IN İZİN VERİP RAZI OLDUĞU KİŞİLERİN ŞEFAATTE BULUNMA OLASILIĞI VARDIR

Allah, izin vermeden, O’nun bilgisi ve kontrolü dışında kimse şefaat edemez:

O’nun izni olmaksızın nezdinde şefaat edebilecek olan kimdir? O, insanların gözlerinin önünde olanı da, onlardan gizli tutulanı zaten bilir. 2Bakara/255

O’nun izni olmadıkça, araya girip kayıracak (şefaat edecek) kimse yoktur. 10Yunus/3

Allah’ın yalnızca izin verdiği değil, aynı zamanda razı olduğu kişilerin şefaatte (tanıklıkta) bulunma olasılığı vardır:

O gün, kendisi hakkında Rahman’ın, izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati yarar sağlamaz. 20Taha/109

 

ALLAH’IN İZİN VERİP RAZI OLDUĞU KİŞİLER HAKKINDA ŞEFAATTE BULUNMA OLASILIĞI VARDIR

Allah’ın razı olduğu kişiler istedikleri herkese değil, yalnızca yine Allah’ın izin verdiği ve razı olduğu kişiler hakkında şefaatte (tanıklıkta) bulunabilirler:

Allah, onların önlerindekini de arkalarındakini de zaten bilir. Onlar, O’nun razı olduğu kimselerden başkasına şefaat edemezler ve hepsi O’nun korkusuyla titrerler. 21Enbiya/28

O’nun katında, bizzat kendisi için izin verdiği kimseden başkasına şefaat yarar sağlamaz. Sonunda, kalplerinden korku giderilince: “Rabbimiz ne dedi?” derler. “Hakkı söyledi, O’dur yüce, O’dur büyük.” 34Sebe/23

Göklerde nice melekler vardır ki onların şefaatleri; uygun göreceği (meşiyet) ve razı olacağı kimselerden Allah’ın izin vermesi durumu dışında hiçbir şey savamaz. 53Necm/26

Yukarıdaki şartlı şefaata izin veren ayetlerde, ilginç olan şey şudur: “Şefaat edemezler” diye olumsuz kullanım tercih edilerek, şefaatin olacağına dair değil, olmayabileceğine dair işaretler öne çıkarılmıştır.

ALLAH’IN RAZI OLDUĞU KİŞİLER ZATEN CENNET’İ HAK ETMİŞLERDİR

“Allah buyurdu: “Bu, sâdıklara, doğruluklarının fayda sağlayacağı gündür. Onlar için altlarından ırmaklar akan, içinde süresiz kalacakları cennetler vardır.” Allah onlardan râzı olmuştur, onlar da O’ndan râzı olmuşlardır. İşte büyük başarı budur!” 5Maide/119

“Muhâcirlerden ve Ensârdan ilk öne geçenler ile bunları iyilik ve doğrulukta izleyenler var ya, Allah onlardan râzı olmuştur, onlar da O’ndan râzı olmuşlardır. (Allah) onlara, altlarından ırmaklar akan, içinde süresiz kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte büyük kurtuluş budur.” 9Tövbe/100

Demek ki Kur’an’ın şartlı şefaat istisnası, Cennet’i hak etmiş kişilerin, yine Cennet’i hak etmiş kişiler hakkında olumlu şahitlik bildiriminde bulunmalarından ibarettir. Şefaatte bulunacak kişinin şefaati, tanıklığı istenmesi durumunda, “Ben de onun iyi insan olduğuna şahitlik ederim” yönündeki beyanıdır. Örneğin, Allah’ın razı olduğu elçisi Muhammed (a.s.)’in, eğer kendisine şefaat izni verilirse (2/255), yakından tanıdığı ve Allah’ın razı olduğu Hz Ali hakkında, “Ben de onun, şunları şunları yaptığına veya yapmadığına, kısaca iyi insan olduğuna tanığım” diye şahitliğini bildirmesidir. Çünkü tanıklıkta bulunacak kişiler, ancak kesin bildikleri gerçeğe tanıklık ederler:

“O’ndan daha alt düzeyde de olsa dua-davet ettikleri kişiler, bilerek hakka şahitlik eden kimseler olmaları dışında şefaatte bulunmaya güç yetiremezler.” Eğer onlara, (Allah’tan başka varlıklara tapanlara,) kendilerini kimin yarattığını sorsan hiç tereddütsüz “Allah!” derler. Peki, neden bu (apaçık gerçekten) sapıyorlar! (Resûlullah’ın:) Yâ Rabbi! Bunlar, iman etmeyen bir kavimdir, demesine karşı Allah: Şimdilik sen onlardan yüz çevir ve size selam olsun de. Yakında bilecekler! buyurdu. 43Zuhruf/86-89

Peygamberler bile kendi vefatlarından sonra olup bitenlerden haberdar değildirler:

Allah’ın, peygamberleri toplayıp “siz(den sonra davetiniz)e ne derece uyuldu?” diyeceği, onların da, “Bizim hiçbir bilgimiz yok. Gaybleri hakkıyla bilen ancak sensin” diyecekleri günü hatırlayın. 5Maide/109

“Ben onlara bana emrettiklerinin dışında hiç bir şeyi söylemedim. (O da şuydu:) ‘Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin.’ Onların içinde kaldığım sürece, ben onların üzerinde bir şahidim. Benim (dünya) hayatıma son verdiğinde, üzerlerindeki gözetleyici Sen’din. Her şeyin üzerine şahid olan Sensin.” 5Maide/117

“Şefaat et ey Allah’ın Elçisi (şefaat ya rasûlallah)” sözünü tüm bunların ışığında değerlendirirsek; Allah’ın Elçisi, ancak bilgi sahibi olduğu (tanıdığı bildiği) kişiler hakkında, eğer bu kişiler gerçekten Allah’ın razı olduğu (Cennet’i hak eden) kişiler ise ve Allah da bu kişi hakkında izin verirse şefaat eder.

İslam’da mutlak (hiçbir şarta bağlı olmadan sınırsız) şefaat yetkisi yalnızca Allah’a aittir. Hıristiyanlar, İsa’nın, Meryem’in ve azizlerin, Allah’ın yanında avukatlık yapacağına ve onların mutlak şefaat yetkisi olduğuna inanmaktadırlar. Buna göre İsa, Meryem ve azizler, istedikleri kişiyi Cennet’e gönderme yetkisine sahiiptir. Müslüman topluluklar da onlardan etkilenmişler; veli, evliya, şehit ve daha pek çok sınıfa şefaat kontenjanı ayırmışlardır. Bu şefaatin, büyük günahlar için de geçerli olduğu iddiasında bulunmuşlardır.

ŞEFAATİN İSTİSMARIYLA İLGİLİ SORULAR

1 – Şefaat talebinde bulunanlar kimlerdir?

2 – Şefaate umut bağlayanlar kimlerdir?

3 – Allah şefaat talebinde bulunanları olumlu karşılamış mıdır?

4 – Allah, Kur’an’da şefaate umut bağlamayı teşvik etmiş midir?

5 – Şefaate umut bağlayanların ahiretteki durumu nasıldır?

6 – Kur’an’da Cehenneme gitme olasılığı olan birisi için şefaat var mıdır?

7 – Allah’ın razı olmadığı birisi için şefaat söz konusu mudur?

Bu sorulara verilecek cevaplar, ‘şefaat talebinde bulunmanın” meşruiyetini sorgulamayı ve konunun doğru bir perspektife oturmasını sağlayacaktır.

KUR’AN’DA ŞEFAAT TERİMİNİN KULLANIMI

Genel anlamda şefaat, tamamen Allah’a aittir. (39/44) Yargılama günü ise; kimseden şefaat kabul edilmez. 2/48; O gün şefaat kimseye yarar sağlamaz. 2/123; O gün şefaat diye bir şey yoktur. (2:/254); O gün Allah’ın onayı (izni) olmadan şefaat edecek biri yoktur. (2/255); O gün kafirlere şefaat yoktur. (7/53 74/48). Rahman’ın huzurunda güvence edinmiş kimselerden başkası şefaat edemez. (19/87) Rahman’ın izin verdiği ve söylemine razı olduğu kimseden başkasının şefaati yarar sağlamaz. (20/109); Allah’ın razı olduğu kimseden başkasına şefaat edemezler. (21/28); Allah’ın izin verdiği kimseden başkasına şefaat yarar sağlamaz. (34/23); Allah’ın en üst irade olarak uygun göreceği ve razı olacağı kimselere, izin vermesi dışında çoğu meleklerin bile şefaati yarar sağlamaz. (53/26)

Özet olarak, Allah’ın izin verip söylemine razı olduğu kimse, yine Allah’ın izin verip razı olduğu kimseye şefaat edebilir.

Dikkat edilirse bu kişiler, şefaat edecektir, denmiyor; eğer izin verilirse onların şefaat edebilme ihtimalinden söz ediliyor.

KUR’AN’DA ŞEFAATLA İLGİLİ AYETLERİN ÖNCELİK SIRASINA GÖRE ANALİTİK DÖKÜMÜ

ŞEFAAT ALLAH’A AİTTİR

De ki: “Şefaat, tümden ve sadece Allah’a aittir. Göklerin ve yerin mülkü (egemenliği) O’nundur. Sonunda O’na döndürüleceksiniz.” 39Zümer/44

 

ALLAH’TAN BAŞKA ŞEFAATÇİ YOKTUR

Rablerine (götürülüp) toplanacaklarından korkanları onunla (Kur’an’la) uyarıp korkut; onlar için O’ndan başka ne velileri vardır ne şefaatçileri. Umulur ki korkup sakınırlar. 6En’am/51

Dinlerini oyun ve eğlence edinenleri ve dünya hayatı kendilerini aldatmış olanları bırak. Hiç kimsenin kazandığı yüzünden mahrumiyete sürüklenmemesi için Kur’an ile öğüt ver. Yoksa ona Allah’tan başka ne bir dost vardır, ne de bir şefaatçi. (Kurtuluşu için) her türlü fidyeyi verse de bu ondan kabul edilmez. İşte onlar kazandıkları yüzünden helâke sürüklenmiş kimselerdir. Küfre saplanıp kalmalarından dolayı onlara çılgınca kaynamış bir içecek ve elem dolu bir azap vardır. 6En’am/70

Allah, gökleri ve yeri, ikisi arasındakileri altı gün içinde (altı evrede) yaratan sonra da Arş’a kurulandır. Sizin için O’ndan başka hiçbir dost, hiçbir şefaatçi yoktur. Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız? 32Secde/4

 

O GÜN ŞEFAAT YOKTUR

Ey iman edenler! Hiçbir alışverişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmadığı kıyamet günü gelmeden önce, size rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcayın. İnkâr edenler ise zalimlerin ta kendileridir. 2Bakara/254

(Ve Allah şöyle diyecektir): “İşte şimdi Bize yapayalnız geldiniz, tıpkı sizi ilk yarattığımız gibi; ve (hayatta iken) size bahşettiğimiz her şeyi arkanızda bıraktınız. Kendinizle ilgili olarak Allaha ortak koştuğunuz o şefaatçilerinizi yanınızda görmüyoruz! Gerçek şu ki, sizin (dünyadaki hayatınız ile) aranızdaki bütün bağlar artık kesilmiştir ve bütün eski dostlarınız sizi terk etmiştir!” 6En’am/94

Onlar, onun tevilinden başkasına bakmazlar mı? Onun tevilinin geleceği gün, daha önce onu unutanlar, diyecekler ki: “Gerçekten Rabbimizin elçileri bize hakkı getirmişlerdi. Şimdi bize şefaat edecek şefaatçiler var mıdır? Veya geri çevrilsek de işlediklerimizden başkasını yapsak.” Gerçek şu ki onlar, kendilerini hüsrana uğratmışlardır, uydurmakta oldukları şeyler de kendilerinden uzaklaşıp kaybolmuşlardır. 7A’raf/53

Allah’tan alt düzeyde de olsa kendilerine zarar veremeyen ve yarar sağlayamayan varlıklara tapıyorlar ve: “Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir!” diyorlar. De ki: “Allah’ın, göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi Allah’a haber veriyorsunuz?” O, onların koştukları ortaklardan uzak ve yücedir.” (10/18)

“Artık bizim için ne bir şefaatçi var, ne de yakın bir dost.” 26Şuara/100-101

(Allah’a eş koştukları) Ortaklarından kendilerine şefaatçi olan yoktur; onlar, ortaklarını inkar ediyorlar. 30Rum/13

“Ben, O’ndan başka ilahlar edinir miyim ki, Rahman (olan Allah), bana bir zarar dileyecek olsa, ne onların şefaati bana bir şeyle yarar sağlar, ne de onlar beni kurtarabilirler.” 36Yasin/23

Yoksa Allah’tan başka şefaat ediciler mi edindiler?” De ki: “Ya onlar, hiçbir şeye malik değillerse ve akıl da erdiremiyorlarsa?” 39Zümer/43

“Yaklaşmakta olan gün konusunda onları uyar. O gün yürekler gam ve tasa ile dolu, (sanki) gırtlaklara dayanmıştır. Zalimlerin ne sıcak bir dostu, ne de sözü dinlenir bir şefaatçisi vardır.” 40Mümin/18

O GÜN ŞEFAAT KABUL EDİLMEZ

Öyle bir günden sakının ki, o gün hiç kimse bir başkası adına bir şey ödeyemez. Hiçbir kimseden herhangi bir şefaat kabul olunmaz, fidye alınmaz. Onlara yardım da edilmez. 2Bakara/48

O GÜN ŞEFAAT YARAR SAĞLAMAZ

Kimsenin kimse namına bir şey ödemeyeceği, hiç kimseden fidye alınmayacağı, kimseye şefaatin (aracılığın) yarar sağlamayacağı ve hiç kimsenin hiçbir taraftan yardım göremeyeceği günden sakının. 2Bakara/123

Artık, şefaat edenlerin şefaati onlara bir yarar sağlamaz. 74Müddessir/48

 

O GÜN ALLAH İZİN VERMEDEN KİMSE KONUŞAMAZ

“Ruh ve meleklerin saflar halinde duracakları gün; Rahman’ın kendilerine izin verdikleri dışında kimse konuşamaz. (Konuşacak olan da,) yalnızca doğruyu söyleyecektir.” 78Nebe’/38

 

O GÜN PEYGAMBERLER VE ŞAHİTLER GETİRİLİR

“Yeryüzü, Rabbi’nin ışığıyla parıldadı; (orta yere) kitap kondu; peygamberler, şahitler getirildi ve aralarında hak ile hüküm verildi, onlar haksızlığa uğratılmazlar.” 39Zümer/69

Peygamberler tebliğ ettiklerini, şahitler tanıklıklarını dile getirirler. Peygamberler de, görevlerini doğru ve tam yapıp yapmadıklarıyla ilgili sorguya çekileceklerdir:

Elbette kendilerine elçi gönderilen kimseleri de, gönderilen elçileri de mutlaka sorguya çekeceğiz!”(7A’raf/6)

 

O GÜN ALLAH’IN İZNİ OLMADAN KİMSE ŞEFAAT EDEMEZ

Allah -O’ndan başka ilah yoktur-; Her zaman diridir, bütün varlıkların kendi kendine yeterli yegane kaynağıdır. Ne uyuklama tutar O’nu, ne de uyku. Yeryüzünde ve göklerde ne varsa O’nundur. O’nun izni olmaksızın nezdinde şefaat edebilecek olan kimdir? O, insanların gözlerinin önünde olanı da, onlardan gizli tutulanı da bilir; oysa O dilemedikçe insanlar O’nun ilminden hiçbir şey edinemez, hiçbir şey kavrayamazlar. O’nun sonsuz kudreti ve egemenliği gökleri ve yeri kaplar ve onların korunup desteklenmesi O’na ağır gelmez. Gerçekten yüce ve büyük olan yalnızca O’dur. 2Bakara/255

Gerçek şu ki, sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri altı evrede yaratan, sonra da kudret ve egemenlik makamına geçip varlığı yöneten Allah’tır. O’nun izni olmadıkça, araya girip kayıracak (şefaat edecek) kimse yoktur. İşte böyledir sizin Rabbiniz. Öyleyse (yalnızca) O’na kulluk edin. Artık bunu (iyice) aklınızda tutmayacak mısınız? 10Yunus/3

 

O GÜN ALLAH’IN RAZI OLDUĞU KİMSEDEN BAŞKASININ ŞEFAATİ YARAR SAĞLAMAZ

O gün, kendisi hakkında Rahman’ın, izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati yarar sağlamaz. 20Taha/109

 

O GÜN ALLAH’IN İZİN VERDİĞİ VE RAZI OLDUĞU KİMSEDEN BAŞKASINA ŞEFAAT YARAR SAĞLAMAZ

Allah, onların önlerindekini de arkalarındakini de (yaptıklarını da yapacaklarını da) bilir. Onlar, O’nun razı olduğu kimselerden başkasına şefaat etmezler ve hepsi O’nun korkusuyla titrerler. 21Enbiya/28

O’nun katında, bizzat kendisi için izin verdiği kimseden başkasına şefaat yarar sağlamaz. Sonunda, kalplerinden korku giderilince: “Rabbimiz ne dedi?” derler. “Hakkı söyledi, O’dur yüce, O’dur büyük.” 34Sebe/23

Göklerde nice melekler vardır ki onların şefaatleri; uygun göreceği (meşiyet) ve razı olacağı kimselerden Allah’ın izin vermesi durumu dışında hiçbir şey savamaz. 53Necm/26

(İlgili ayetler: [şefâ`at li]-Birisi adına/birisi için/birisi lehine şefaat etmek: 7/53; 21/28 34/23; 53/26; [illâ li men]-3/73; 21/28; 34/23; Nesne konumunda: [illâ men]-12/79; 27/81; 30/53; 72/27; özne konumunda-20/109.)

O GÜN RAHMAN’DAN AHİD ALMIŞ OLANDAN BAŞKASI ŞEFAAT İMKANI BULAMAZ

Rahman katında söz (ahid) almış olandan başkaları şefaat imkânı bulamazlar. 19Meryem/87

Kimse Bu Kitap’taki bildirimler dışında Rahman’dan ahit almadı:

Gaybı mı görüp bilmiş, yoksa Rahmân’dan bir söz (ahid) mü almış?  19/78

O GÜN BİLEREK HAKKA ŞAHİTLİK ETME DIŞINDA KİMSE ŞEFAAT EDEMEZ

“O’ndan daha alt düzeyde de olsa dua-davet ettikleri kişiler, bilerek hakka şahitlik eden kimseler olmaları dışında şefaatte bulunmaya güç yetiremezler.” 43Zuhruf/86

PEYGAMBERLER, KENDİ VEFATLARINDAN SONRA NE OLUP BİTTİĞİNİ BİLMEZLER

Allah’ın, peygamberleri toplayıp “siz(den sonra davetiniz)e ne derece uyuldu?” diyeceği, onların da, “Bizim hiçbir bilgimiz yok. Gaybleri hakkıyla bilen ancak Sen’sin” diyecekleri günü hatırlayın. 5Maide/109

“Ben onlara bana emrettiklerinin dışında hiç bir şey söylemedim. (O da şuydu:) ‘Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan yalnızca Allah’a kulluk edin.’ Onların içinde kaldığım sürece, ben onlara şahit idim. Benim (dünya) hayatıma son verdiğinde, üzerlerindeki gözetleyici Sen’din. Zaten her şeyin üzerine şahit olan Sen’sin.” 5Maide/117

De ki: “Gökte ve yerde Allah’tan başka hiç kimse gaybı bilmez. Onlar öldükten sonra ne zaman diriltileceklerinin de farkında değildirler.” 27Neml/65

De ki: “Ben size, ‘Allah’ın hazineleri benim yanımdadır’ demiyorum. Ben gaybı (gizliyi, görünmeyeni, geleceği) da bilmem. Size ‘Ben bir meleğim’ de demiyorum. Ben sadece, bana gönderilen vahye (Kur’an’a) uyuyorum.” De ki: “Görmeyenle gören bir olur mu? Siz hiç düşünmez misiniz?” 6En’am/50

De ki: “Allah dilemedikçe ben kendime bir zarar verme ve bir fayda sağlama gücüne sahip değilim. Eğer ben gaybı biliyor olsaydım, daha çok hayır elde etmek isterdim ve bana kötülük dokunmazdı. Ben inanan bir kavim için sadece bir uyarıcı ve bir müjdeciyim.” 7A’raf/188

“Size ben, “Allah’ın hazineleri yanımdadır”, demiyorum; gaybı da bilmem. “Ben bir meleğim” de demiyorum. Sizin hor gördüğünüz kimseler için, “Allah, onlara asla hiçbir hayır vermez” de diyemem. Allah, onların içlerindekini daha iyi bilir. Böyle bir şey söylersem, o zaman ben gerçekten zâlimlerden olurum.” 11Hud: 31

De ki: “Ben (Allah’ın) elçilerin(in) ilki değilim; ve (onların tümü gibi) ben de, bana ve size ne olacağını bilemem, sadece bana vahyolunana uyuyorum çünkü ben sadece açık bir uyarıcıyım.” 46Ahkaf: 9

HADİSLERDE PEYGAMBERLERİN GELECEĞİ BİLMEDİKLERİNE DAİR ÖRNEKLER

5059-“Resulullah,… dedi ki:”Ey insanlar! Sizler (kıyamet günü) Allah’ın yanında yalınayak, çıplak ve kabuklu olarak toplanacaksınız… Haberiniz olsun, o gün ümmetimden bazı kimseler getirilir ve sol tarafa alınırlar. Bunun üzerine ben:”Ey Rabbim! Bunlar ashabımdır (sahabemdir)!” derim. Bana: “Sen bilmiyorsun, bunlar senden sonra neler yaptılar” denilir. Ben salih kul (İsa)’nın dediği gibi diyeceğim: ” Onların içinde kaldığım sürece, ben onlara şahit idim. Benim (dünya) hayatıma son verdiğinde, üzerlerindeki gözetleyici Sen’din. Her şeyin üzerine şahid olan Sensin. Eğer kendilerini cezalandırırsan şüphe yok ki onlar senin kullarındır. Eğer onları affedersen mutlak güçlü, yegâne hüküm ve hikmet sahibi olan hakikaten Sen’sin.“(Maide 117-118).] Resulullah devamla dedi ki: “Bunun üzerine bana: “Onlar, sen aralarından ayrıldığın günden beri, dinden yüz çevirmeye hiç ara vermediler!” denilecek.”Bir rivayette şu ziyade var: “Ben: “Rahmetten uzak olsunlar, rahmetten uzak olsunlar!” derim.” [Buhârî, Rikak 45, Enbiya 8, 44, Tefsir, Maide 14, 15, Tefsir, Enbiya 2; Müslim, Cennet 57, (2860); Tirmizî, Kıyamet 4, (3329); Nesâî, Cenaiz 118, (4, 114).]

Esma’dan gelen şu rivayet bize Hz. Peygamber’in çıkacak fitnelere karşı, ashabını uyarmada değişik üsluplara  başvurduğunu göstermektedir: “Ben (cennette bana has olan) havuzumun başında yanıma gelecekleri beklerken, bir bölük insan (cehenneme atılmak üzere) yakalanıp getirilir. Ben: “Bunlar benim ümmetimdir”  diyerek müdahale ederim. Ancak, “Sen bunların arkandan yüz geri olup, dinden çıktıklarını bilmiyorsun”  derler.” Fitne bölümünün açıklama kısmında 4758 no’lu hadisin öncesinde

 

ZATEN PEYGAMBERLER KİMSE HAKKINDA GARANTİ VEREMEZLER

     Ensar’dan Ümmü’l-alâ diyor ki, muhacirlere kura çekilince bize Osman b. Maz’un düştü. Onu evlerimize yerleştirdik. Sonra ölümüne sebep olan hastalığa tutuldu. Vefat edince yıkandı ve kendi elbiseleri içine kefenlendi. Muhammed sallal­lahu aleyhi ve sellem içeri girdi. O sırada dedim ki, “Ebu’s-Sâib (Osman b. Maz’ûn)! Allah sana rahmet eyle­sin. Allah’ın sana gerçekten ikramda bulundu­ğuna şahidim.” Bunun üzerine Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dedi: “Al­lah’ın ona ikram ettiğini ne biliyorsun?” Dedim ki, “Babam sana kur­ban ey Allah’ın Elçisi, Allah ya kime ikram eder?” Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem bu­yurdu ki, “Evet ona kaçınılmaz gerçek geldi. Vallahi onun için hep hayırlar bekli­yorum. Ama ben Allah’ın Elçisi olduğum halde nasıl karşıla­na­cağımı vallahi bilmiyorum.”  Ümmü’l-alâ dedi ki, “Vallahi bundan sonra hiç kimseyi tezkiye etmem(temize çıkarmam).”(Buhari Cenaiz-3) (Hadis No-6615-Elfiye)

Ebû Hureyre’nin bildirdiğine göre “Kabilenin en yakınlarını uyar.”(26Şuara/214) âyeti inince Allah’ın elçisi şöyle bir konuşma yaptı:

“Ey Kureyş topluluğu! Kendinizi kurtarmaya bakın; Allah’ın yanında size bir faydam olmaz. Ey Abdumenaf oğulları! Allah’ın yanında size bir faydam olmaz. (Amcasına döndü:) Ey Abdulmuttaliboğlu Abbâs! Allah’ın yanında sana bir faydam olmaz. (Halasına döndü:) Ey Safiyye! Allah’ın yanında sana bir faydam olmaz. (Kızına dönerek) Ey Muhammed kızı Fatma! Benim malımdan dilediğini iste. Ama Allah’ın yanında sana bir faydam ol­maz.” dedi. (Buhârî, Vesâyâ, 11)

 

SONUÇ

Kişinin kurtuluşu, ancak kendi bilincine, inancına, emeğine, çabasına, yaptığı ve ürettiği doğru işlere bağlıdır. (53/39; 74/38)

Allah’a arınmış bir kalple gelen başka, o gün, ne mal fayda verir ne de evlât…” (Şuarâ 26/88-9)

“Ne mallarınız, ne de evlâdlarınız size katımızda bir yakınlık sağlar. Ancak inanıp faydalı iş yapanlar başka.” (34Sebe’/37)

 

Doğru ve iyi insanlar zaten doğru işlere aracılık ederler; örneğin, ağır suçları ve büyük günahları olan birisi hakkında hangi dürüst insan referans olmak ister ki!? Tüm peygamberler ve iyi insanlar, aracılıkla ilgili Allah’ın meşru gördüğü ve ortaya koduğu şu ölçüyü bilirler:

“Kim, güzel bir aracılıkla aracılıkta (şefaatte) bulunursa, ondan kendisine bir hisse vardır; kim kötü bir aracılıkla aracılıkta bulunursa, ondan da kendisine bir pay vardır. Çünkü Allah, her şeyi gözetleyicidir.” 4Nisa/85

Allah’ın meşru gördüğü ve ortaya koyduğu ölçü, bir başkasının zarar görmediği veya görmeyeceği, haksızlığa uğramadığı ve uğramayacağı durumlarda muhtaçlara iş, eş, ev bulma ve sorunlarının çözümünde destek olmadır.

Ahirette de meşru olan şefaat, Allah’ın izin vermesi durumunda, zaten Cennet’i hak eden insanların, yine Cennet’i hak eden insanlar hakkında olumlu kanaatlerini bildirmekten ibarettir. Turgut ÇİFTÇİ

You may also like...

1 Response

  1. Ergün dedi ki:

    Nebimiz SORGUYA çekilirken nasıl olur da şefaat (vaad) edebilir?
    .
    7:6 “Elbette kendilerine peygamber gönderilen kimseleri de, gönderilen resulleri de mutlaka sorguya çekeceğiz!”
    .
    Nebimiz BİZE ve KENDİSİNE ne olacağını BİLMEZ/HABERSİZKEN nasıl olur da, bizi kurtarmayı vaad edebilir?
    .
    46:9 De ki “Ben türedi bir elçi değilim. Bana ve size ne olacağını da bilmem. Ben, ancak bana vahyedilene uyuyorum. Ben apaçık bir UYARICIdan başka bir şey değilim.”
    .
    Nebimiz kimsenin hesabından sorumlu değil.
    .
    6:52 Onların hesabından sen sorumlu değilsin. Senin hesabından da onlar sorumlu değil. Onları kovarsan zalim olursun.
    .
    Peygamberimiz kimseyi ateşten kurtaramaz.
    .
    39:19 Azap sözünü hakedenlere gelince, SEN ateştekini kurtarabilir misin?
    .
    Aşağıdaki ayetler MÜSLÜMANLARA şefaatin olmayacağını söylüyor. Eğer varsa bu çelişki değil mi?
    .
    2:254 ” Ey İMAN edenler, alış verişin, dostluğun ve ŞEFAATİN olmayacağı gün gelmeden önce, size verdiğimiz mallardan nafaka verin. Kafirler ise hep o zalimlerdir.”
    6:51 “Rablerinin huzurunda toplanacakları günden korkanları Kur’ân ile uyar; onların Allah’tan başka ne bir dostları ne de şefaatçileri vardır. Belki kendilerini korurlar.”
    39:44 “De ki: Şefaat (izin verme) yetkisi tamamıyla ve sadece Allah’a aittir. Gökler ve yerin mutlak otoritesi (de) O’na aittir: sonunda sadece O’na döndürüleceksiniz.”

    Kur’an da bahsedilen tüm şefaat âyetleri bu âyet ışığında anlaşılmalıdır. Bu âyet açık ve net olarak şefaati yalnızca Allah’a tahsis etmektedir. Bu durumda “illa” istisna edatıyla gelen ve “ancak onun izin verdikleri müstesna” gibi bir karşılığı olan ibâreler bu âyetle çelişmeyecek bir biçimde anlaşılmalıdır.

    Kuran’a göre şefaat, gerçeğe tanıklık etmekten ibarettir .
    .
    20:109 “O gün, Rahman’ın izin verdiği ve sözünü uygun gördüğü kimseden başkasının şefaatı yarar vermez.”
    43:86 “Onların O’nun dışında çağırdıkları şefaat edemezler. Ancak bilerek GERÇEĞE TANIKLIK edenler hariç”
    78:38 “Ruh (Cebrail) ve melekler saf saf olup durduğu gün, Rahmân’ın izin verdiklerinden BAŞKALARI konuşmazlar; KONUŞAN DA DOĞRUYU söyler.”

    Çelişki insanın zihnindedir. Kur’an’da çelişki olmaz. Bunun açıklaması şudur: istisna cümlelerinde izin verilecek şey “şefaat” değil, “Allah’ın şefaati takdim etme, bildirme” iznidir. Tıpkı peygamberlerin, Allah’ın insanlığa gerçek şefaati olan vahyi iletmeleri gibi. Âhirette Allah’ın şefaati en büyük ödüldür. O ödülü takdim ve tevdi etme izni verilenler de ödüllendirilmiş olurlar. Ödülün elinden alındığı kimse ödülün sahibi değildir, ödülün sahibi Allah’tır. Allah birine ödül vererek, diğerine ödül verdirerek, ikisini de ödüllendirmektedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.