Kamus Namustur – Dilin Ahlak ve Dinle İlişkisi

Kamus namustur” demiş Cemil Meriç.

Evet, kamus namustur, çünkü söz namustur.

Kamus, sözlük demek… Sözlük ise söz dağarcığından (kelime hazinesinden) oluşuyor.

Toplumun belleği, onun sözcük dağarcığı ve özellikle hak ve adalet duygusunu ayakta tutan temel kavramlarıdır. Bu kavramların içini boşaltırsanız, toplumun namusuna dokunmuş olursunuz.

KAVRAM I – NAMUS

Eski Yunanca kökene sahip olan ‘namus’ sözcüğü; yasa, hükümler, kitap, söz ve kelam anlamına gelmektedir. Nitekim Musa’ya indirilen kitap İbranice’de Tevrat (Torah), Grekçe’de Namus (Nomos) sözcüğü ile ifade edilmiştir. Çünkü Allah, Musa’ya kendi sözünü (kelamını) göndermiştir. İlahi kelam, insan hayatında çok önemlidir. Söze, özellikle ilahi kelama değer vermeyen toplumların sonu, sefalet ve felakettir.

Bundan dolayıdır ki söz, namustur denmiştir. Sözünde durmayan, sözüne bağlı kalmayan kişiye namussuz denir. Demek ki namuslu olmanın asıl anlamı; söze, yasaya ve ilkelere bağlılıktır. Ancak günümüzde bu kavramın içi boşaltılmış ve namus, yalnızca cinselliğe indirgenmiştir. Hatta anlam daha da daralmış, adeta kadınlara özgülenmiştir. Böylece toplum nezdinde oldukça ağırlığı olan ‘namus’ kavramı, heba edilmiştir.

Bunun sonucu sözüne ve ilkelerine bağlı olmayanların bile ‘namuslu’, erkeklerle şu veya bu düzeyde iletişimi olan kadınların ise ‘namussuz’ olarak nitelenmesinde bir sakınca görülmemiştir.

Eğer insanlar, kendi ilkelerine, verdikleri söze, yaptıkları ahitlere bağlı iseler; hem ahlaken tutarlı, hem de namusludurlar.

Bunun dışındaki anlam kaymaları, kültürel besin kaynaklarından biri olan namus sözcüğünü, hormonlu veya GDO’lu duruma getirmiştir.

KAVRAM II – TAKVA

Allah’ın kitabında tevhid inancından sonra belki de en anahtar kavram, ‘takva’dır. Tüm peygamberlerden ve onların takipçilerinden takvalı olmaları istenmiştir. (4Nisa/131) Takva, adeta cevizin içidir. Diğer uygulamalar, o içi koruyan kabuktur. İnsan, cevizin içinden yararlanmayı amaçlar, kabuğundan değil. Ancak cevizin içini kabuksuz koruyamayız. Cevizin içi bozulmuş veya çürümüşse, kabukları ya ateşe ya da çöpe atılır.

Takva sözcüğü, Türkçeye ‘dindarlık’ gibi genel anlam ifade eden sözcükle aktarılır. Fakat bu sözcüğe yüklenen anlam, onun gerçek anlamından oldukça uzaktır. Genel olarak toplumda takva denince; ruhani görüntüsüyle, giysisiyle, duruşuyla bakışıyla, oturuşuyla kalkışıyla, kullandığı sözcüklerle, ses tonuyla gösterişçi dindarlık anlaşılır. Bu özellikleri öne çıkan insanlar takvalı kabul edilir.

Arapça bir sözcük olan ‘takva’, VKY kökünden gelir, ‘birisini veya bir şeyi kötülükten veya zarar görmekten korumak’ anlamında kullanılır.

Bu sözcüğün verdiği mesaj, kişinin; her türlü kötülüğe, fitneye, şer, zararlı, tehlikeli ve yanlış olana karşı kendisini korumasıdır. Bu kökten yola çıkarak takvanın; Allah’ı dikkate alarak içdisiplinli, özdenetimli, otokontrollü, irade kontrollü ve sorumlu bir hayat sürdürmek için Allah’ın bildirdiğikorunma yolları olduğunu söyleyebiliriz.

Kısaca, takva sözcüğü, Türkçe’ye ‘içdisiplin ve sorumluluk’ diye aktarılabilir ve sözcüğün anlamı doğru bilinirse, ancak o zaman amacına hizmet eder. Bunun sonucu, dindarlığın veya Allah’a yakınlığın ölçüsü, kişinin sorumlu davranmasına bağlı olmuş olur. Sorumlu davranmak, öylesine önemlidir ki hayatın her alanında güvenin temel belirleyicisidir. O yüzden, Allah, takva sözcüğünü merkeze almıştır. Aramızdaki en takvalı, en dindar kişi veya en güvenilir kişi, kendisine ve çevresine karşı en fazla sorumlu davranan olarak görülür.

Böylece evinde eşine, çocuklarına, anne ve babasına karşı sorumlu davranan kişi, hayatının bu bölümünde takvalı (gerçek dindar) kişidir. Sokakta komşusuna, esnafına, işçisine, memuruna, yaşlısına, gencine sorumlu davranan kişi, hayatının bu bölümünde takvalı (gerçek dindar) kişidir. İşyerinde çalışanına, işverenine, yaptığı işine karşı sorumlu davranan kişi, hayatının bu bölümünde takvalı (gerçek dindar) kişidir. Öğretmen, derslerine hazırlıklı ve zamanında giriyorsa, derslerini etkili ve verimli geçiriyorsa, böylece öğrencisine karşı sorumlu davranıyorsa, bu kişi, hayatının bu bölümünde takvalı (gerçek dindar) kişidir. Bir doktor, çalıştığı kurumda, hastalarına karşı sorumlu davranıyor, zamanında işinde oluyor, hastasıyla ilgileniyor, onun sağlıkla ilgili problemlerini en doğru biçimde çözüyorsa bu kişi, hayatının bu bölümünde takvalı (gerçek dindar) kişidir. Bir insan, gösteriş veya çıkar beklentisi gibi kötü amaçlarla değil, doğru olduğuna (Allah’a) inandığı için insan ilişkilerinde, söz ve davranışlarıyla, oturup kalkmasıyla, duruşuyla bakışıyla, giyimiyle kuşamıyla kendisine ve çevresine karşı sorumlu davranıyorsa, bu kişi takvalıdır (gerçek dindardır).

Takva sözcüğünü böyle anlayınca, ailesinde, çevresinde, işinde, sokakta sorumlu davranmayan bir insan, konuşmasıyla, giysisiyle, bakışıyla, duruşuyla nasıl bir ruhani moda girerse girsin, gösterişçi dindarlığı ‘takva (gerçek dindarlık)’ olarak görmeyecek, böylesi davranışlara prim vermeyecek ve böylece toplumda güven hâkim olacaktır.

Allah’ın insanlardan istediği takva, insanların her türlü kötülüğe karşı ‘korunma yolları’dır, demiştim. İşte bunlar; şirk koşmamak (putlaştırmamak), ikiyüzlü davranmamak, yalan şahitlikte bulunmamak, her işte ilahi adalet bilinciyle işin sonunu düşünmek, dinde kamplaşmamak, yemini (Allah’ı ve dini) kullanmamak (istismar etmemek), vahyin inşa ettiği ilkeleri tersyüz edenleri veli (yönlendirici dost) olarak görmemek, yetim malı yememek, haksızlık yapmamak, haramlardan uzak durmak, yanlışta ısrar etmemek, vahye bağlı kalmak, insan ilişkilerinde sorumlu davranmak, anlaşmazlıklarda adil biçimde insanların arasını düzeltmek, doğru ve dürüst insanların yanında yer almak, her yerde hak ve adalet mücadelesi vermek, her yerde doğrudan yana olmak, namaz kılıp zekat vermek, bollukta ve darlıkta infak etmek, Allah’ın vereceği karşılık dışında kimseden hiçbir karşılık beklemeden gönülden gelerek muhtaçları ve kimsesizleri gözetmek, kadınların haklarını çiğnememek, helal olandan yemek, sözüne ve ahdine bağlı kalmaktır.

Bunların her biri, sorumlu ve sorumsuz davranmanın ağırlığını ortaya koymaktadır.

KAVRAM III – İHLAS

Günümüzde ‘ihlas’ sözcüğü, daha çok samimi dindarlık veya ibadetlerdeki içtenlik anlamlarında kullanılmaktadır. Nitekim halk arasında ihlas sözcüğü; dindeki samimiyeti, gözü kapalı dindarlığı, ibadetlerde abartılı davranmayı, sorgusuz sualsiz kabullenmeyi, duyduğu her şeye kayıtsız şartsız teslimiyeti ifade etmektedir

Arapça bir sözcük olan ‘ihlas’ın kökü HLS’dir. Bu kök, Türkçe’deki ‘halis’ sözcüğüyle yakın anlamlara sahiptir. Buna göre, ‘hâlis’ sözcüğü, yabancı birtakım katkı maddeleriyle özniteliği bozulmamış, saf, arı-duru anlamlarına gelmektedir. Kur’an’da ‘ihlas’ kavramıkişinin düşünce ve inançlarını, duygularını ve davranışlarını her türlü yanlış ve kirden, hurafe ve batıl inançlardan, bidat ve uydurmalardan, ikiyüzlülük ve sahtelikten, şirk ve nifaktan uzak tutması, katıksız, saf-doğal, doğru-dürüst, samimi-içten bir hayat sürmesini ifade eder.

Öyleyse, ‘ihlas’ sözcüğünden anlamamız gereken; şirksiz-şeksiz, hurafesiz, artniyetsiz, bozuk inançsız, bilinçli, safniyetli ve samimi inanç ve uygulamalar içinde olmaktır. Kısaca ihlaslı insan, hurafe karşıtı – safniyetli ve samimi insan demektir. Bu gerçek, kişinin düşünce ve inancında, söylem ve eylemlerinde netliği ve samimiyeti ifade etmektedir.

İslami bir temele dayanmayan gösterişçi dindarlık modeli, kişinin kendisine ve çevresine maddi veya manevi çıkar sağlamaktan öte, insan dünyasına hiçbir faydalı bir katkı sunmamıştır. Bu görsel dindarlık modeli, insanların akıl yürütmesini, düşünmesini, sorgulamasını, hak arayışını, kendi iradesiyle gerçeği bulmasını ve sahiplenmesini engellemiştir.

SONUÇ

Toplumdaki hak ve adalet duygusu, ancak kültürel besin kaynaklarıyla ayakta durur ve ilerler. Bu kaynaklar, toplumu, düşünce, inanç ve ahlak yönünden besler. Bu besin kaynakları, insanların doğal ihtiyaçlarını sağlıklı biçimde karşılar. Abartma ve şişirmelerle hormonlu, özüyle ve çekirdeğiyle oynanarak GDO’lu hale gelmiş yapay anlam kazanmış kavramlar; ancak gösterişçi, şekilci, kalıpçı, kişiliksiz, karaktersiz ve ahlaksız insanların sayısını artırır. Kalıcı, yararlı ve geliştirici tutuma ise, ancak kök ve anahtar kavramların anlam ve amaçlarının içselleştirilmesiyle ulaşılabilir.

Konu hakkında daha geniş bilgi için bkz.

Ahlakın Şartları, Gösterişçi Dindarlık, Takva ve İhlas

You may also like...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir