Gelenek, Din ve Modernite Düzleminde Kadın

GELENEK, DİN VE MODERNİTE DÜZLEMİNDE KADIN

Dinin alternatifi, ne gelenektir, ne de modernite… Modernite, geleneğin alternatifidir; gelenek de modernitenin… Din ise, hak ve adalettir (Bkz. 7/159,181); öyleyse dinin alternatifi hakların gaspını ve zulmü savunan insan ürünü tüm sistemlerdir.

Kadın tarih boyunca hep istismar edildi. Hem din karşıtı, hem de din istismarcısı çevreler tarafından… Birileri onu soyarak, birileri de onu eve (toprağa, toprak evlere gömerek) tıkayarak, ya her şeyini dünyaya (herkese) açtı, ya da dünyaya açılan tüm pencerelerine kilit vurarak hayattan soyutladı.

Bir taraf, alabildiğince soyunmayı cesaret olarak takdim etti, diğer taraf saçının telinin görünmesi durumunda cayır cayır yanacağıyla tehdit etti. Ceza hukukunda en ağır suçluya bile böyle bir ceza verilmezken, böylesi cezalara Batı’nın Ortaçağ karanlığında cadılar layık görülürken, saçının telini gösterecek tüm kadınlar cadılara benzetildi. Böylece gerçek cesaretin; dürüst ve adil davranmaktan geçtiği, gerçeğe dayalı kaygı ve endişenin; katliamın, zulmün, sahtekarlığın, haksızlığın ve ahlaksızlığın bir sonucu görülebileceği ötelendi. En ağır cezaya çarptırılacak olanların zalimler, sahtekârlar, iftiracılar, yalancılar, katiller olduğu gerçeği ikinci plana atılmış oldu.

Kadınlar üzerinden siyaset ve ticaret yapıldı. Giyim sembolleştirildi. Giyimdeki temel amaç olan kadının cinsel kimliğiyle veya dişiliyle değil kişiliği veya yapıp ettikleriyle sosyal yaşamda rol alması gerçeği göz ardı edildi. Kadının cinsel objeye dönüşmeme ilkesi çiğnendi. Onun ne giyeceğine gücü elinde bulunduranlar veya moda karar veriyordu, bunun sonucu giyimde tek tipleştirmeye gidilir oldu. Siyaset, ticaret, ekonomi, sosyal hayat, güvenlik, yargı, ulaşım, hemen her alanın başköşesine erkekler oturtuldu.

Erkek ahlakının dayanağı, başköşesine kuruldukları alanlarda dürüst ve sorumlu olmaları değildi. Erkeklerin ahlakı kadınlar idi. Kadınların ahlakı ise yalnızca cinselliklerine sahip çıkmaları idi. Sonuç olarak ahlak denilince siyaset, ticaret, ekonomi, sosyal hayat, güvenlik, yargı, ulaşım gibi alanlarda hak ve adalet üzere olmak değil, kadınların ağzını, yüzünü, gözünü kapamak, elini ve ayağını bağlamak anlaşıldı. Ahlakına sahip çıkan erkek, karısına sahip çıkan erkek oldu.

Kapitalizmin hedeflerinden biri olan tüketim toplumu oluşturma gayreti en başta kadınlar üzerinden denendi; bu anlayış, “moda” adı altında hiçbir ahlaki kaygı taşımayan kişi ve kuruluşlara büyük meblağlarda para yatırmayı, “magazin” adı altında işin sonunu düşünmeden günübirlik yaşamayı, “kozmetik” adı altında bakımlı kadından öte “bakılan kadın” icat etmeyi, “reklamlar” adı altında ilgili-ilgisiz her konuda kadını istismar etmeyi ilke edindi.

Kadın hakları, kadına lütuf olarak sunuldu; Batı’da kadının ezilmesine, sömürülmesine ve hor görülmesine karşı koyma hareketi olarak başlarken, zamanla, kadını, erkeğin rakibi, dişiliğinin gücünü bilmesi ve bunu kullanması gereken bir kişilik olarak  takdim eden anlayışa dönüştü.

Kadının da erkek gibi cinsel kimliğiyle değil, bilinciyle, düşüncesiyle, inancıyla, çalışmalarıyla, emeğiyle, ürettikleriyle ve başarısıyla öne çıkması gerekiyordu. Toplumda kadın, erkek gibi topluma kattığı olumlu değerler ile tanınmalı ve bununla anılmalı idi. Erkeğin, cinsel kimliğiyle öne çıkarak toplumda tanınması ne denli sağlıksız ise kadın için de bu konu yine o denli sağlıksızdır. Böyle bir tutum, fiziksel özellikleriyle öne çıkması mümkün olmayan pek çok insanı; yaşlı ve engelli insanları ikinci sınıf bir konuma sokacaktır. İnsanlar, hayatın tatlı ve acı olaylarıyla ilgilenmek yerine kafalarını başka işlerle meşgul edecek, pek çok sorumluluklarını aksatacak veya askıya alacak, daha güzelin arayışıyla yanındakilere hak ettikleri değeri vermeyecektir.

Kadın her yerde dışlandı, yalnızca mabetten kovulmadı, hayatın dışına bile atıldı. Eksik etek, yarım akıllı olarak görüldü. Kadın, uğursuz olarak nitelendi. Şeytan dendi. Cehennemin onlarla doldurulacağı söylendi. Onlar hakkında Cehennem odunu dendi. Namazın önünden domuz, eşek, kara köpek, kadın geçerse namazın bozulacağı iddia edilerek kadınlar domuzlarla, eşeklerle ve kara köpeklerle bir tutuldu. Bunların her birine de dini dayanak bulundu. Kimisi de bunları, gerçek dine saldırmak için malzeme olarak kullandı.

Halk arasında, kitaplarda, öyküde, romanda, görsel medyada, sinemada, tiyatroda onu büyüleyecek ninniler söylendi. Bu ninni ile halk uyutuldu, uyuşturuldu. Halkın onuru iğdiş edildi. Sonuçta ortaya erkeksi bir dini anlayış çıktı. Sokaktaki din, Allah’ın değil erkeklerin dinine dönüştü. Erkekleri kollayan, onları koruyan, her şeyin en güzelini onlara layık gören, hayatın neredeyse bütününü kuşatmış, hikmeti üzerinde düşünülmemiş rutin rituellerle dolu, ahlak ve Allah anlayışı sorunlu bir din icat edildi. Kocasına itaat eden, vücudu irin olsa bile onu ağzıyla temizleyen, kocasına kul köle olan kadın Cennetlik olarak görüldü. Kimisi de bunları, gerçek dine saldırmak için malzeme olarak kullandı.

Çeşitli yollarla halkın bilinçaltına yapılan göndermelerle kadının güvenilmez olduğu işlendi. Kadınlar “güvenilmez” olarak görülünce, “öğrenilmiş çaresizlik” ve “kendini gerçekleştiren kehanet” gerçeğinin bir sonucu olarak onlar da, kendilerine dayatılan rolü kabullendiler. Tüm bunların sonucu; özgüvenleri zedelenmiş, kendilerinin eksik akıllı olduklarına inanmış ve sürü psikolojiyle hareket eden bir kadın tipolojisi ortaya çıktı. Bu rolün dışına çıkabilmeyi başaranlar ne yazık ki azınlıkta kalmıştır.

Kadınların hakları, yalnızca evliliğe endeksli olarak anlaşılmamalıdır. Kadın; bir eştir, annedir, abladır, kız kardeştir, haladır, teyzedir, baba annedir, anne annedir, kayın validedir. Bu toplumsal rollerin hakları kadar onların alternatiflerinin de hakları vardır.

Kocanın eşi üzerindeki hakları olduğu gibi kadının da koca üzerinde hakları vardır. Şurası bir gerçektir ki tarih boyunca da, günümüzde de kadınlar, erkeklerden daha fazla haksızlığa uğramışlardır ve uğramaktadırlar. Nitekim gerek Kur’an’da, gerekse Hz. Peygamber’in uygulamalarında kadınların lehine söylemler ön plan çıkmaktadır.

Kur’an’da kadınlarla ilgili düzenlemeler pek çok çevre tarafından ne yazık ki yanlış anlaşılmaktadır Kadınlarla ilgili Kur’an’daki mesajlar, onlarla ilgili pozitif korumacılığı amaçlamaktadır. Böylelikle bu mesaj, yalnızca tarih boyunca kadının ezilmesinin değil, Kıyamet’e kadar sosyolojik bir gerçek olarak kadının ezilme olasılığı gerçeğine karşı bir tampon görevi görecektir.

Kadının insan olduğunu unutup öncelikle cinsel kimliğinin öne çıkarılması, onu metalaştırmaktır. Kadın, hayat içinde özne olması gerekirken bu durum onu nesneleştirmektedir. Nesneleşen her şey ticari eşyaya dönüşür, dönüşmüştür de… Şirk paradigmaları kadınları ya nesneleştirmiş veya sonu gelmez dizilerle onları sürüleştirmiştir.

Kadının salt bir cinsel meta’ olarak görülmesi, güçlü kişilikli ve sağlam karakterli olmayan erkekleri, işiyle meşgul olan, hak hukuka odaklanan bir insan yerine zikri fikri dişilere tapmaya dönüşen makineye dönüştürmüştür.

Kadınlar öncelikle insandır tıpkı erkekler gibi.

Kadınlar hayata karşı sorumludur tıpkı erkekler gibi.

Kadınlar Allah’a karşı sorumludur tıpkı erkekler gibi.

Kadınlar eşlerine karşı sorumludur tıpkı erkekler gibi.

Kadınlar çocuklarına karşı sorumludur tıpkı erkekler gibi.

Kadınlar çevrelerine karşı sorumludur tıpkı erkekler gibi.

Kadınlar ahlaktan sorumludur tıpkı erkekler gibi.

Kadınlar hak ve adaletten sorumludur tıpkı erkekler gibi.

Kadınlar eğitimden sorumludur tıpkı erkekler gibi.

Kadınlar sağlıktan sorumludur tıpkı erkekler gibi.

Kadınlar ticaretten sorumludur tıpkı erkekler gibi.

Kadınlar bilimden sorumludur tıpkı erkekler gibi.

Kadınlar ekonomiden sorumludur tıpkı erkekler gibi.

Kadınlar siyasetten sorumludur tıpkı erkekler gibi.

Kadınlar teknolojiden sorumludur tıpkı erkekler gibi.

Gerçekten savunduğunuz düşünce sisteminde insanlık varsa, ahlak varsa, din varsa, din adına, Allah adına, Allah’ın bildirdiği değerler dışında yeni hükümler icat ederek kadınlara hayatı zehir etmeye kalkmayın! Eve tıkayarak onları diri diri toprağa gömmeyin! Eve tıkayarak onları eğitimden, sosyal hayattan soyutlayarak kişisel gelişimden, ahlaki erdemlere katkıdan, ticaretten, bilimden, hitabetten, siyasetten engellemeyin! Allah’ı, peygamberi, dini kullanarak kadının hayatına kısıtlamalar getirmeyin! Gelenekte ve uydurma dini anlayışlarda bu konu maalesef yoğun biçimde işlenmiş ve kadınlar aşağılanmıştır.

Modernite adı altında kadını cinsel meta’ya dönüştürmeyin! Kadını soyarak, içki masalarında meze yaparak onu değerli kılamazsınız. Bu yapılanlarla, kadını değersizleştirir ve eşyaya dönüştürürsünüz. Onun değeri; her insan gibi dürüstlüğüyle, saygısı ve sevgisi, emeği ve çalışması, ürettikleri ve paylaştıkları, yaptığı doğru, iyi ve güzel (hayırlı) davranışlarıyla ölçülür.

Dinin alternatifi, ne gelenektir, ne de modernite… Modernite, geleneğin alternatifidir; gelenek de modernitenin alternatifi… Din, hak ve adalettir (Bkz. 7/159,181); öyleyse dinin alternatifi hakların gaspı ve zulümdür.

Bireysel ahlak, insan ilişkileri, sosyal hayat, toplumsal ahlak, evrensel ahlak, bilimsel ahlak, iş ahlakı, aile ahlakı, ticaret ahlakı, spor ahlakı, siyaset ahlakı, hukuk etiği (ahlakı), eğitim ahlakı, eğlence ahlakı göz ardı edilirken, ahlak ve namus, salt kadın-erkek ilişkilerine indirgenmemelidir.

Biliniz ki Allah erkeklerden ne istemişse kadınlardan da onu istemiştir, erkekleri neden men etmişse kadınları da ondan men etmiştir. Bunun dışında yalnızca birkaç alanda farklı cinslere farklı taleplerde bulunmuşsa emin olun ki ortada haksızlık değil, bunlardaki amaç, hakları koruma, istismar ve sömürünün önüne geçmektir.

ERKEK, GELENEK, UYDURMA DİNİ ANLAYIŞ VE MODERNİTE HEGEMONYASI;

Kadınları tanrıça ilan etmiştir.

Kadınları melek ilan etmiştir.

Kadınları tapılacak varlık ilan etmiştir.

Kadınları şeytan ilan etmiştir.

Kadınları fitne ilan etmiştir.

Kadınları uğursuz ilan etmiştir.

Kadın-erkek ilişkileri, düşüncenin, inancın ve ahlaki erdemlerin önüne geçirilmiştir.

Kadınları cehennemin odunu ilan etmiştir.

Kadınları akılsız ilan etmiştir.

Kadına şiddeti meşru görmüştür.

Vahyin mesajı yerine kadınları ‘namus’ olarak görmüştür.

Kadınların yönetimde yer almasını sapma olarak görmüştür.

Toplumun ahlakı kadınlara endekslenmiştir.

Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin anlayışını güler yüzle karşılayarak meşrulaştırmışlardır.

Kadının eğitimde ilerlemesini normal görmemiş ve bunun sonucu bilim kadınları oldukça sınırlı düzeyde kalmıştır.

Kadını eve tıkamayı ilahi buyruk sanarak, kadına zindan hayatı yaşatmıştır.

Kız çocuğundan dolayı utanç duymuş, bunun sonucu kadın ikinci sınıf biri olarak görülmüştür.

Kadını sırların paylaşımında güvensiz bulmuştur.

Toplumda yaşanan ahlaksızlıkları yalnızca kadına fatura etmiştir.

Din, kadının saçının teline indirgenmiştir.

Kadının toplumda konuşmasını, söz sahibi olmasını yadırgamıştır.

Erkekler, başka kadınlarla sosyal ilişkilerini normal görürken, kendi eşleri ve kızlarının sosyal ilişkilerini gayrimeşru olarak görmüşlerdir.

(Yapay yollarla) Haremlik ve selamlık icat edilmiştir.

Modayı ve magazini kadın üzerinden pazarlamıştır.

Kadını ticari ve cinsel metaya dönüştürmüş ve reklam malzemesi yapmıştır.

Kadınların pazarlanması ve satışı gibi insanlık dışı uygulamaları çağdaşlık etiketleri halinde piyasaya sürmüştür.

En ideal meslek olarak hizmetçilik, ev hanımlığı kadına layık görülmüştür.

Allah’ın insanlara tanıdığı özgürlüğü, erkekler sonuna kadar kullanırken kadınlar tam tersine kullanılan ve kısıtlanan taraf olmuştur.

KADIN VE SİYASET

Allah, yönetim de dahil her türlü yetki ve görev salt ve mutlak bir cinsiyetin hakkı gibi sunmamıştır; kadınlar hayat içinde eğer liyakatleri varsa, ehil iseler erkekler gibi bütün görevleri yerine getirebilirler.

27Neml/23-38 ayetlerini arasını incelenirse, Allah, Sebe’ ülkesini yöneten bir kadından söz etmiş, bu ayetlerde kadının yöneticiliği değil, erkeklerin de içine düştükleri sadece şirki kınamıştır. Allah’ın Elçisi Süleyman da bu kadının yöneticiliğini sorun olarak görmemiş, yalnızca Allah’a inanmaya davet etmiştir. Kadın Müslüman olduktan sonra yöneticiliği kınama konusu olmamıştır.

Veli; dost, yol gösteren ve yönetici anlamına gelmektedir. Pekâlâ, erkekler gibi inanan kadınların da velayetinden söz edilmiş ve onların emredici ve amir olma özelliklerinden söz edilmiştir. Ayette kadınların amirliğinden de söz etmiştir. Ancak birbirini görebilen insanlar birbirlerinin sorunlarını çözebilir, insanca, ıslah edici, onarıcı ve dostça ilişkiler kurabilir.

Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin velileridirler; iyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler ve Allah’a ve Elçisine itaat ederler. İşte Allah’ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.” 9Tevbe/71

Son olarak Allah yöneticiliği cinsiyete bağlamamış, işe ehil olmaya, liyakatli olmaya bağlamıştır:

Allah, size, emanetleri (her türlü emaneti ve yönetim işini) mutlaka işin ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Doğrusu Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” 4Nisa/58

Rivayetlerde dile getirilen, Hz. Aişe’nin ordu komutanlığı ve siyasi liderlik yapması da bu gerçeği teyit etmektedir.

Kadının insan kimliğinden soyutlayarak yalnızca dişiliğini öne çıkaran her bakış ayrımcıdır. Irk ayrımcılığı ile cinsiyet ayrımcılığı arasında bir fark yoktur. (Turgut ÇİFTÇİ)

You may also like...

3 Responses

  1. Mehmet Akın dedi ki:

    Değindiğiniz her husustaki isabetli teşhislere ek olarak; işin garip yanı, tüm bu ‘ataerkil’ görünümlü tablonun altında, ustaca gizlenmiş bir ‘anaerkil zemin’ var: Erkeklerdeki megalomani, küçük yaştan itibaren “benim oğlum en büyük olacak” diyen (ve ‘benim kocam en büyük…’ diye sürdüren) Valide’cikler, Kösem’cikler tarafından besleniyor; görünüşte dişil, zihniyette eril olan… Bu bir tür “kültürel mutasyon” değil mi?.. M.Akın

    • admin dedi ki:

      Mehmet bey merhabalar,
      Valide veya Kösem sultan türündeki anneler, erkek çocuklarının akıllarını, yüreklerini, gönüllerini, kişiliklerini ve karakterlerini güçlendirmek yerine onların eril yönlerini güçlendirmektedirler. Bu çaba, hem kendi ailelerinin, hem de toplumun başına dert olmaktadır. Erkeklerdeki kültürel yozlaşmanın zeminini ne yazık ki genellikle onları eğiten kadınlarımız oluşturmaktadır.

  1. 04 Kasım 2013

    […] Altan Turgut Çiftçi. ‘’ Gelenek, Din ve Modernite Düzleminde Kadın’’ , 14 Ocak 2011 , http://www.hakveadalet.com/gelenek-din-ve-modernite-duzleminde-kadin (et.17.12.2012). 3 Deybe , İBN-U KÜTÜBÜ SİTTE 4Kuran-ı […]

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir