Bilgisizlik ve Dini Sorumluluk

Bilgisizlik ve Dini Sorumluluk

Kur’an’ın tanımladığı Müslümanlık, babadan ve atadan devralınan bir miras veya kalıtımla gelen bir gen değil, ciddi emekle ve araştırmalarla ulaşılan bir sonuçtur, ideal düzeydir, kesin bilgidir. Hiç kimse oturduğu yerden ideal düzeye ulaşamaz. 

Bir ayakkabı alırken bile, önce kafamızda ne alacağımızı olgunlaştırır, onlarca mağazaya bakar ve belki ondan sonra satın alırız. Kimimiz ise aceleye getirmeyeyim, iyice araştırayım diye alışverişi erteler.

Avrupa’daki bir Hıristiyan da, üşendiği, araştırmadığı ve hazıra konduğu için Kilise’nin dogmalarına tabi olur. Bu bir seçim. Herkesin seçimlerinin sorumluluğu, yine kendisine aittir. Bunu başkasına yükleyemez. Allah, insanlara görme, duyma ve muhakeme yetileri vermiştir. Kişisel çıkarlarımız için nasıl gözlerimizi, kulaklarımızı dört açıyorsak evrensel değerler için, başkalarının hayatlarını da etkileyen hak ve hakikat için daha fazla mesai ve daha fazla enerji harcamalıyız.

Hiç dinden haberi olmayan kişi de, gerçeği bulmak için çaba harcayacak. Örneğin, İslam’ın ve Kur’an’ın yanlış olduğunu ispatlamak için delil toplayan ve bunun için ateistlerin kitaplarını sabah-akşam hatmedenler bu enerjilerini ve mesailerini bu işin gerçeğini öğrenmek için harcasalar gerçeğe ulaşamazlar mı?

AYRICA ŞU GERÇEĞİ ASLA GÖZ ARDI ETMEMELİYİZ. Diyelim ki bir ateist veya Hıristiyan veya Yahudi, ya da Budist gerçekten hak ve hakikatın peşinde ise ve bulduğu basit bir doğruya sımsıkı sarılıyor ve asla ondan taviz vermiyorsa Allah bu durumu görmezden gelir mi? Acaba Allah bu durumu görmüyor mu, bilmiyor mu? Elbette görüyor ve biliyor. Her şeyi gören ve bilen Allah, bu kişinin daha fazla gerçeğe ulaşması için ona çeşitli yollarla mesajlarını ve işaretlerini ulaştırmaz mı? Bir kitapla, bir insanla, bir filmle, esen yelle, uçan kuşla, yaşadığı olaylarla… Allah daima doğru davranışları destekler ve bunun artması için çeşitli yollarla mesajlar ve işaretler gönderir. Kimimiz bu mesajları ve işaretleri doğru okuruz, bunlara değer veririz ve bu yolu izleriz. Kimimiz görmezden geliriz veya pek önemsemeyiz. Biz görmezden gelince Allah da bizi görmezden gelir, biz es geçince Allah da bizi es geçer. Biz bu mesajlara değer verirsek Allah da bize değer verir ve daha fazla mesaj ve işaretler gösterir. Gitgide bizi kendisine giden yola, hak ve hakikata ulaştırır.

Adam Müslüman oluyor. Diyor ki ben Müslüman olmadan önce 1-2 yıl araştırma yaptım. Demek ki babadan miras devralır gibi Müslüman olan da var, komşusuna bakarak Müslüman olan da, gerçekten araştırıp Müslüman olan da…

Cennet, en lüks araç, en lüks villadan daha değerlidir. Hiç kimse, hiç kimseye yeterli emek vermeden bir bisiklet veya bir gecekondu bile hediye etmez.

Şöyle düşünelim… Ben bu sorulara cevap vermeyebilirim. Sizlerin görüşlerine değer vermeyebilirim. Soruları es geçebilirim. Baştan savma cevap verebilirim. Sizleri suçlayabilirim. Kısaca onlarca alternatiften zor da olsa, en doğru, en ikna edici, en akılcı, en ahlaklı, en vicdanlı yolu seçiyorum. Neden? Bu kitap, kendisiyle bilinçlenmiş ve kendisine inanmış inanç sahiplerinden en doğru olanı en güzel biçimde sunmasını istiyor. Bu inanç, muhataplarının sorularına değer vermeye ve onlar için de araştırmaya zorluyor.

BAKINIZ RABBİMİZ NE DİYOR?
72: 14 – “Müslüman olanlara gelince onlar, gerçeği ve hakikati (rüşdü) araştırıp bulmuş olanlardır.”

SORUMLULUK YAŞI, RÜŞT SAHİBİ (REŞİT) OLMAKLA BAŞLIYOR. 
Esasında aklını kullanan herkes bilir ki kişi, anladığı ve gücü yettiği oranda sorumludur. Dini sorumluluk da, İslami ilkeleri ve uygulamaları anlayabilecek ve bunları uygulamaya sokabilecek güce ve kapasiteye sahip olduğu ölçüdedir.
“Güç yetirebildiğiniz ölçüde Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun.” (64/16) 
“Allah, kişiyi ancak gücünün yettiği şeyle yükümlü kılar.” (2/286)

Kur’an’da sorumluluk için 13, 15,20,40 gibi sabit bir yaş verilmemiştir. Çünkü Kur’an, bu konuda rakamları değil, bilinci (anlamayı) ve kapasiteyi (gücü) esas almıştır. 10 yaşındaki çocuğunuz kasıtlı olarak elindeki bardağı yere çarpıp kırıyorsa, “Evladım! 18 yaşında olmadığına göre sen hukuken sorumlu değilsin. Ergenlik yaşına gelmediğine göre dinen de sorumlu değilsin” diyemeyiz. O, çocuk zihinsel yeterlilikle (bilinciyle) ve fiziksel gücüyle (kapasitesiyle) sorumlu tutulacaktır. Anlama özürlüyse ve bardağı elinde taşıma yeterliliğine sahip değilse buna göre ona muamele edilecektir.

Kur’an’da sorumluluğun ölçüsü olarak yaş değil birtakım düşünceler, inançlar ve davranışlar baz alınır. Çocukluktan itibaren sorumluluklarımızı önemsiz görmeyelim. Sorumlu davrandığımız ölçüde gerçekleri görüyor ve doğru olana yaklaşıyoruz. Doğru olana yaklaştıkça iyi olma eğilimi içine giriyoruz. İyi, iyi oldukça erdemli insan olma yolunda adım atıyoruz. Erdemli davranışlar ve bu uğurda verilen mücadeleler, bizleri yeryüzü eksenli düşünmeye ve yeryüzünde doğru, iyi ve güzel ne varsa bizleri, ona sahip çıkmaya götürüyor. Araştıran, soruşturan, sorgulayan nerede yaşarsa yaşasın gerçeklere, doğrulara ulaşıyor. Araştırmayan, sorgulamayan, aklını kullanmayan isterse Kabe’nin komşusu olsun, isterse peygamberlerin torunu olsun, hak ve adalete ulaşamıyor. 

Allah, insanlara bilgi, güç, kaynak ve çevre olarak ne veriyorsa, onunla sorumlu tutuyor.

“Allah, hiç kimseye ona verdiğinden başkasıyla yükümlü kılmaz. Allah, bir güçlüğün ardından bir kolaylık sağlar.” (65/7) 

Hiçbir mesajın ulaşmadığı insan, ancak tüm duyargalarını, tüm hayatı boyunca kapatmış olan insandır. Biraz alıcılarını açan insanlar mutlaka doğru, güzel ve iyi olan mesajla karşılaşırlar. Onları değerlendirdikçe daha fazla olumlu mesajlar ulaşırlar. Bu mesajlar, kitapla, kişiyle olabildiği gibi, yaşanan olaylarla, bir resim, bir müzik, bir filmle de olabilir. Yeter ki kişi alıcılarını kapalı tutmasın. Zaten mesaj (elçi) ulaşmadıysa, Allah, böyle bir kişiyi, ulaşmayan bir bilgiyle sorumlu tutmuyor:

“Kim doğru yolu bulmuşsa, ancak kendisi için bulmuştur; kim de yoldan sapmışsa kendi aleyhine sapmıştır. Hiçbir günahkâr, başka bir günahkârın günah yükünü yüklenmez. Biz, bir elçi göndermedikçe azap edici değiliz.” (17/15)

İnsanlar doğru mesajla yüz yüze iken veya güzel davranış içindeyken Allah onları cezalandırmıyor:
“Sen onların içinde bulunduğu sürece Allah, onları cezalandıracak değildir ve onlar bağışlanma isterlerken de Allah, onları cezalandıracak değildir.” (8/33)  Turgut ÇİFTÇİ

You may also like...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir