Bilgeler, Kahramanlar, Kuklalar ve Şeytanlaştırılanlar

Tarih boyunca Allah’ın seçtiği elçiler, erdemli ve bilge insanlar, insanların pek ciddiye almadığı yakın çevrelerindeki kişilerden kahramanlar yaratmışlardır. Bunun örneklerini, onların yakın çevresindeki sahabe ve havarilerde görmek mümkün. Halife Ömer ve Ali, bunun iki örneği…

İşte Âdem’i küçümsemekte direten İblis, ‘şeytan’ olurken, Adem, tüm insanların gözünde bir kahraman ve insanlığın atasıdır.

Erdemli insanlar, çocuk yetiştirirken, bilginin ve emeğin değerini, onların beyinlerine kazırlar. Onlara, hak ve adalet duygusu kazandırırlar. Barış ve özgürlüğün önemini, kendi yaşantılarıyla öğretirler. İşte böyle bir çocuk, ileride en azından kendi çevresinin kahramanı olur.

Kahraman yetiştiren insanların bilinç dünyasında, zihinlerinde ve duygularında, kendileri değil, hak ve adaletin hayata egemen olması yer alır.

Böyle insanlar, kendi alanlarının ustasıdırlar. Ustalar, eğitiminden sorumlu oldukları, kişilik sorunları yaşayan insanların uyanışı, dirilişi ve gelişimi için zaman zaman müdahalede bulunurlar. Usta, kireç tutmuş veya kramp girmiş alanları açmak ve çözmek için o alanlara medikal bir müdahale ile dokununca, o bölgede bir acı ve yangı hissedilir. Bu, terapinin doğal sonuçlarıdır. Örneğin, fizik tedaviciler, iki aydır alçıda duran ve dokuları canlandırıcı uygulamalar yapılmayan sertleşmiş organlar için can yakıcı uygulamalara mecbur kalırlar. Amaç, o organa eski canlılığını kazandırmaktır. Bu işi bilmeyen insanlar ise, bu tip sorunların hastanın canını keyfi biçimde yakarak çözüldüğünü sanabilirler. Oysa bu doğru değildir.

Terapistin, hastasından memnun değil diye sırf onun canını yakmak için yaptığı uygulamalar, iş ahlakına uymaz ve sorunun çözümüne bir katkısı olmaz. Ustalardan ders almak isteyenler, gerçek hayattaki tüm mevsimler, coğrafya ve iklim koşulları gibi, hayatın tüm renkleriyle, kolay ve zor tüm cilveleriyle karşı karşıya kalabilirler.

Ancak egosunu rehber edinen ve hayatını korkuların yönettiği erdemsiz insanlar, dengesiz tutum ve davranışlarıyla farkına varmadan yakın çevrelerini hiçbir işe yaramayan çer çöpe çevirirler veya şeytanlaştırırlar. Böylelikle bu kişileri her şeyden ve herkesten nefret eder bir pozisyona sokarlar. İnsanları bu pozisyona sokanlar, ruhsuz, duygusuz, umutsuz, ilkesiz ve değerlerden yoksun biçimde yaşarlar. Sahici heyecanı ve coşkusu olmayan ölü yaşamlar, ölü yaşamlar üretir. Ruhun, duygunun, heyecanın ve coşkunun olmadığı evler, adeta mezar evlerdir.

Böyle kişilerin derdi, çoğu kez kendilerine uşaklık edecek kuşaklar yetiştirmek ve kendi egolarını doyurmaktır; oysa hiçbir ego doymaz. Böyle kişilerin derdi, çevreden aldıkları takdir ve tenkittir, oysa insanların yerli yersiz takdir ve tenkitleri hiç bitmez. Böyle kişilerin derdi yersiz korkularıdır, umutlarını neredeyse tamamen yitirmişler, hayata küsmüşlerdir. Kendileriyle ve çevreleriyle barışık değildirler. Öfke ve korku sarmalı, onları yer bitirir. Onların değirmenine su taşıyanlar da bu öfke ve korkunun kurbanı olurlar. Kendi içdinamikleriyle değil, çevreden aldıkları gazla ve alkışla yaşarlar. Gaz ve alkış, sona ererse, onlar da söner. Ne ışık verirler ne de ısı… Işığınızı da, ısınızı da tüketirler.

Elindeki insan kaynaklarını çarçur edenlerin bilinç dünyasında, zihinlerinde ve duygularında, öfkeleri ve korkuları, kinleri ve intikamları var; kendilerinin ne kadar haklı olduğu var; yalnızca kendileri var. O yüzden, onların gittiği yol ve yöntemden bir kahraman çıkmaz. Kendileri dışında, kuklaları ve şeytanlaştırdıkları kişiler yer alır.

Siz siz olun siz olun. Açık net somut yaralanma ve can kayıpları gibi büyük tehlikeler dışında korkuların sizi yönetmesine izin vermeyin. Yoksa dengesiz, kişiliksiz karaktersiz ve kukla gibi yaşamaya mahkum olursunuz.

Çevrenizdeki insanlar iyiniyetli değillerse, onlardan elbette bir kahraman yaratamazsınız. Bunun için tarafların size, sizin de onlara güvenmeniz gerekir. Onlar iyiniyetli değiller diye onların sinir uçlarıyla oynayarak, yaralarına tuz basarak, onları delirterek şeytanlaştırmak, erdemsizliğin en büyük kanıtıdır.

Nasıl ki insan, ortak paydasının olmadığı insanlarla kavga etmeden barış içinde yaşayabiliyorsa, yakın çevresinde birlikte yaşamaya mecbur olduğu iyi olmayan insanlarla da barış içinde yaşaması elbette mümkündür. Yeter ki herkes kendi sınırlarını, görev ve sorumluluklarını bilsin. Bilmiyorsa, aranızda oluşacak doğal mesafe, sizi ve iyi niyetinizi istismar eden kişileri olması gereken konuma bir gün mutlaka sokacaktır. Yeter ki siz de kendi haddinizi, sınırlarınızı ve sorumluluklarınızı bilin. Sizinle ortak paydaya sahip değil diye başkalarının doğal haklarını çiğnemeyin. (01/03/21)

 

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.