Mahallenin Delisi, “Özünde İyi Bir İnsandır” (!)

(Deliliği özgüven görenlere…)

Her insanın saçmalama ihtimali vardır. Bazılarının saçmalama ihtimali çok yüksek, bazılarının ise çok düşüktür. İnsanların genelinin, sık sık olmasa da ara ara saçmaladığı görülür. Saçmalamak, yalnızca üslup hatasından değil, hem temel mesajın kirli, hem de üslubun bozuk olmasından kaynaklanır.

Bugün, bazı insanların saçmalama özgürlüğü (!) fena halde kafamı kurcaladı. Nasıl oluyorsa, hiçbir ilke ve değer tanımadan onların her istediklerini söyleme ve yapma özgürlükleri var; sanki çevreleri onlara bunu lütfetmiş, belki de hinlikleri ve arsızlıkları ile milleti enayi yerine koyarak kendilerini o pozisyonda konumlandırmışlar. Biraz düşününce, çoğu toplulukta böyle saçmalayan kişiler sık sık göze çarpıyor.

Adam oturduğu kahvede, lokantada, lokalde, bir anda nara atsa, yumruğunu masaya indirse, ortalığı darmadağınık etse, kırıp dökse, arkadaşları, “Hayrola arkadaş! N’oldu?” diye sorsalar, o da, “Yahu ben düzenden rahatsızım” diye gerekçesini bildirse, dostları, “Hangi düzenden?” diye sorsa, o da, “Bu kahvedeki düzenden, lokantadaki/lokaldeki düzenden, mahalledeki düzenden, sokaktaki düzenden, işteki düzenden, evdeki düzenden, ülkedeki düzenden, siyasi düzenden” diye kendince saydırsa, o artık mahallenin delisidir, pardon çoğunluğa göre mahallenin akıllısı (!)… Yetmez, bu kişi, bu yaptığıyla aynı zaman da korkuyla karışık bir saygınlık da kazanır.

Adam kural kaide tanımasa, bozgunculuk yapsa, iftira atsa, çalarak güçlense, birilerini sakat bıraksa, eşine şiddet uygulasa, ucu kendisine dokunmayan pek çok insan, eskisine göre ona daha fazla değer verir. Çünkü o, artık mahallenin abisidir.

Adam en temel değerlerle bile alay etse; onları hafife alsa, o artık bir üstattır, bilge bir abidir. Mantık ilkeleriyle alakasız sorular sorsa, insanlar onun sorguladığını sanır. Safsata yapsa, millet onu filozof sanır. Demagoji yapsa, halk onu çok iyi hatip sanır. Tilki gibi yolun başına oturmuş, vaaz ediyor. Tavuklar da yem bekliyor. Konuşma özgürlüğü yok mu? Var… Konuşsun… Mahalle’nin Delisi hakkını kullananlara karşı ben de eleştiri hakkımı kullanıyorum.

Adam eline geçirdiği çakmakla bir yerleri ateşe verse ki ateşe verdiği yer, birilerinin evi veya iş yeri olabilir. Onun bu öyküsünü anlatanlar, eğer yanan yer, kendilerine ait değilse, dostları bunu gülerek anlatırlar. Sonra da yaşanan olumsuzluklardan şikâyetçi olurlar.

Adam işine zamanında gitmez, gitse de görevlerini aksatır. Kitabına uydurduğu için kimse onu işinden atamaz. Çevresindeki insanlar, mahallenin delisini veya diğer bir ifadeyle mahallenin akıllısını (!), ne kadar uyanık ve akıllı biri diye eğlenerek anlatırlar. Ne de olsa, zarar gören kendileri değildir. Sonra da yaşanan bozukluklar karşısında mızmız ederler.

Adam söz verir, sözünde durmaz, taahhüdüne sadık kalmaz. Sözünde durmadığı gibi sözünde duranı, taahhüdüne sadık kalanı ahmaklıkla suçlar. Kafadarları, onun bu tutumunu övünçle anlatır. Ta ki kendilerini de çarpıncaya kadar…

Adam barış ve dostluk ortamını, saygısız davranışlarıyla sabote eder. Mahallenin delisini veya akıllısını (!), kimisi görmezden gelir, kimisi takdirle karşılar, kimisi de kendi yapamadıklarını o yaptı diye içten içe alkışlar.

Adam önüne gelene borç takar; adeta uçan kuştan yerdeki karıncaya kadar hakkına girdiği nice kişinin alacağıyla lüks içinde yaşar. Kafadarları, “Helal olsun! Adam işini biliyor” diye kendisine gaz verir.

Adam, kimseye karşı kendisini sorumlu hissetmez; ne ailesine, ne çocuklarına, ne akrabalarına, ne komşularına, ne arkadaşlarına karşı… Evine zamanında gelmez, eviyle, eşiyle ve çocuklarıyla ilgilenmez. Kabaca kimseyi takmaz. Ama bunları bilen çoğu kişi, kendisine zararı dokunmuyorsa, mahallenin delisine veya akıllısına (!) yüksek değer vermekten çekinmez. Sonra da bu dünya neden bozuk diye şikâyetçi olur.

Adam diyorum insan anlamında. Çünkü çoğunluk onu insandan sayıyor; değer veriyor. Biraz cinsiyetçi gibi duruyor; ama pozitif bir değer taşımıyor.

Mahallenin delisi veya akıllısı (!), çevresindeki insanları korkutarak, korku ile hizaya getirerek amacına erişmektedir. Sabit değeri olmayan, zulme ve kötülüğe, haksızlığa ve hırsızlığa, yalana ve iftiraya, bozgunculuğa ve zorbalığa karşı net duruşu olmayan, düşünsel, duygusal ve fiili olarak bunlara karşı sağlam duruşu olmayanlar, korku salarak kötülüklerine devam edenlerin karşısında bocalamaktadırlar.

İslam, LA (hayır) demekle başlıyor. Neye hayır? Her türlü kötülüğe hayır demekle… Yalnızca lafla değil, sözlü, fiili ve duygusal bir kopuşla “hayır” demekle… Kavga etmeden, şiddete başvurmadan, hakaret etmeden, saygısızlık etmeden araya mesafe koymakla…

İnsanlar iki türlü ayartılıyor: 1) Kronik kötülük yapanlar, size yakınlık duyuyorlarsa, size sahte vaatlerde bulunuyorlar. 2) Size yakınlık duymuyorlarsa, sizi korkutacak eylemler ve söylemlerde bulunarak, sizi tehdit ederek emellerine erişmektedirler.

Dikkat edin, gençleri kötü emellerine alet etmek isteyenler, onlara yalan vaatlerde bulunuyorlar. Kötülükler yaptıkları halde, çevrelerindeki insanları kendilerine kul-köle yapanlar korku salarak dizginleri ellerine almaktadırlar. Her iki ayartıcıyı da alt etmenin bir yolu var. Kavgadan, çatışmadan, hakaret ve saygısızlıktan uzak durarak, akıl ve mantıkla hareket etmek ve mümkün olduğu kadar araya mesafe koymak

Mecazi anlamda deli, ne yapacağı önceden kestirilemeyen kişi demektir. Deli, deliyi görünce sopasını saklarmış. Mahallenin delisinin karşısında, onunla sürtüşmeye girmeden, ondan daha yüksek akıl ve ahlakla muhatap olursanız, onun hilesi ve balonu fıs diye patlar. Çünkü deli dediğin yoğun biçimde safsata yapmaktadır. Safsata ise, mantık ilkelerini ihlal ederek akıl yürütme işidir.

Birisi anlatıyor; ben küçükken, babam sinirlenince, sofraya yumruğunu bir indirirdi mi tabak tavana çarpardı. Ondan sonra sofradakilerin midesi doymasa da, korkudan gözü dolar, gönlü doyardı. Baba saçmalıyor, ama “özünde iyi bir insandır” (!) diye avuturuz kendimizi…

Evet, saçmalama sıklığı arttıkça, bu kişiye mahallenin delisi veya akıllısı (!) gözüyle bakılır. Mahallenin delisinin veya akıllısının (!) sözlerinde ve davranışlarında günde 3-5 kez değil, çok daha fazla saçmalama hakkı vardır. Her saçmaladığında ne yazık ki birilerine küçük veya büyük zarar verir. İlkesiz saf veya ilkeleri konusunda sağlam olmayan bencil insanlar, eğer bu saçmalamaların doğrudan kendilerine zararı dokunmuyorsa, “O, özünde iyi insandır” diyerek böyle tipleri temize çıkarmaya çalışır. Tâ ki kendilerini sarsacak bir kötülük dokununcaya dek.

Oysa dünyanın en zalim insanları, en fanatik inkârcıları, en zorbaları, sizinle birebir baş başa kalmaya mecbur ve mahkûm olduysa, eğer ahlaki bilinçten yoksun iseniz, büyük bir yanılgıyla onun ne kadar iyi bir insan olduğunu düşünmeye başlarsınız. O yüzden, “Özünde iyi bir insandır” sözü, çoğu kez gerçeği örten, insanları ayartan, zalimi mazlum konumuna sokan, zalimlerle ve zorbalarla empati kurmanın hinliğini amaçlayan örtülü mesajdır.

Her insanın saçmalama ihtimali olmasına rağmen, iyi insanların kasıtlı olarak saçmalama ihtimali neredeyse sıfır gibidir. Onların öyle saçmalama lüksü (!) yoktur. Ancak iyi insanların da, unutarak, yanılarak veya dalarak saçmalamaları mümkündür. Böyle bir saçmalama durumunda bile, her gün saçmalayana, “O, özünde iyi bir insandır” diyenler, iyi insanlarda binde bir görülen kasıtsız saçmalama karşısında bile, pek kolayca, “Ne kadar da yanılmışız! Biz de onu iyi biri sanırdık. Ne kadar safmışız! Ne kadar da ahlaksız biriymiş! Biz de onu adam yerine koyuyorduk! Şeytanın tekiymiş!” derler.

Tüm bunlar, haksızlığın, hadsizliğin ve değerler konusundaki samimiyetsizliğin, dejenerasyonun ve yozlaşmışlığın açık bir göstergesidir. Bu aynı zamanda, dur durak bilmeden saçmalayanları örtülü biçimde desteklemektir. Bu olay, insanların samimiyet testinden geçmesi, sınanması, Kur’anî ifadeyle fitnelenmesidir. Çünkü bu durum, iyi ile kötü arasında ortaya çıkan bir yol ayrımıdır. Böyle bir durumda ahlaki bilinçlerinde ve sorumluluklarında net olmayanlar arada bocalarlar. Menfaat hesabı, kâr-zarar hesabı yaparlar.

Saçmalamak, eğer size bir zarar vermiyorsa, aynı zamanda eğlendiricidir. Ne güzel eğleniyorduk diyenlerin tekerine çomak sokmak veya onların dünyasına müdahil olmak, kendinden geçmiş ve büyülenmiş insanları elbette rahatsız eder.

Sık sık saçmalayan insanların en önemli sorunu, iyi niyetten yoksun olmalarıdır. Bilinçli ve istikrarlı kötülük yapanlar ise, kötü niyetlidir. Tembel, benmerkezci, sorumsuz; hırslarının, ihtiraslarının ve ilkel dürtülerinin esiridirler. Kişisel çıkarları ve doyumsuz egoları dışında, hak ve adalet diye bir kaygıları bulunmamaktadır.

Dolayısıyla onların olumlu yönde değişimleri ve düzelmeleri, ancak bu sorunları aşmalarına, iyi ve doğru yönde adımlar atmalarına bağlıdır.

BKZ. LÜMPENLİK VE EMEK-DEĞER İLİŞKİSİ

Pasif İyiden Aktif Kötüye Ya Da Aktif İyiye Yolculuk Nasıl Olur?

MESAJ VE ÜSLUP

Çocukça Yaşamlar – Ergence Tepkiler

You may also like...

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir