Kur’an’ı Rasyonel Yöntemlerle İncelemek

Kur’an’ı Nasıl Okumalı?

Kur’an’ı Bilimsel Yöntemlerle İncelemek

KUR’AN, YARADAN’DAN İNSANA GELEN BİR MEKTUPTUR; O, BİR BÜYÜ KİTABI DEĞİLDİR

Aklı başında olan herkesin konuşurken bir amacı vardır; anlaşılmak ister. Bir insan bir başkasına mektup gönderiyorsa önemli bir amacı olmalıdır. Hele 300-500 sayfa konuşan veya yazan kişinin çok daha büyük amacı vardır. Allah, üstün amaç sahibi olarak sözlerinin anlaşılmasını ister. Aklı başında hiç kimse, gönderdiği mektuba muska veya büyü malzemesi muamelesi yapılmasını istemez. Böyle bir muamele, mektup sahibine saygısızlıktır. Allah, kitabındaki mesajını ‘mektup’ olarak da nitelemiştir. (5/67; 6/124; 7/62,68,79,93,144; 33/39; 72/23,28). Allah’ın mektubunu, okuyup doğru anlamak ve gereğine uygun bir tutum içine girmek yerine,  ona; muska, büyü malzemesi, tıbbi hastalıkların reçetesi veya ölüler (mezarlık) kitabı muamelesi yapmak çok daha büyük bir saygısızlıktır.

Sözcüklerin bir anlamı, sözlerin ise bir amacı vardır. Anlam ve amacı görmezden gelip sözcükleri yüceltmek, insanı görmezden gelip üzerindeki giysilere, mektubu görmezden gelip zarfa övgüler dizmeye benzer. Sözcükler ve sözler birer araçtır; anlam ve amaç taşıyıcıdır. Anlam ve amacı hiçe sayan bir toplum için sözcükler ve sözler fetişe dönüşmüş demektir. Kitabı, hayatın öznesi ve bilginin nesnesi yapmanın yolu, sözcükleri ve sözleri hiçe saymadan ondaki anlam ve amacı doğru tespit etmek olmalıdır.

Kur’an’ı Anlayıp da N’olcak?

KUR’AN’IN KAPSAMI

Kur’an’ı inceleyince ondaki ‘din’ diye bildirilen bölümün, belli ilkeler ve değerlerden oluştuğuna tanık oluruz. Bunlar;

a) Temel ilkeler (hükümler): Bunlar yaşamsal öneme sahiptir ve evrenseldir. Çiğnenmeleri durumunda insanlar ağır bedeller öderler, o yüzden onların yaptırımı ağırdır. Bu durum, Kur’an’da açıkça ifade edilmiştir.

b) Öneriler (tavsiyeler): ‘Yapmakta veya yapmamakta hayır vardır’ denilen konulardır. Yapılması önerilenleri insanlar yaparlarsa, gözlemlenebilir kazanımlar elde edilir, yapılmazsa yine gözlemlenebilir kayıplar yaşanır.

c) Şarta bağlı istisnai kurallar: Belli durumlara, bölgelere, dönemlere, koşullara bağlı olan kurallardır.

Kur’an’ın diğer bölümleri, genel olarak ana konuyu (hükümleri, tavsiyeleri ve kuralları) destekleyici açıklamalardan oluşur. Bunlar sanatsal (teşbihler, tasvirler, örneklemeler, mecazlar ve benzetmeler, vd.) yönü ağır basan ifadelerdir. Bunlar, genel anlamda bölge ve dönem insanının algısına hitap eder. Bu destekleyici açıklamalar, günümüz insanına da hitap etmektedir.

KUR’AN’I BİLİMSEL YÖNTEMLERLE OKUMAK

Kur’an’ı doğru anlamak ve anlamlandırmak için bilimsel yöntemleri kullanmaya mecburuz. Bunun için en azından Temel Mantık, Temel Edebiyat ve Temel Hukuk bilgisi zorunludur. Bununla bu konularda alınması gereken bir akademik eğitimden söz etmiyorum. Doğal hayatın içinde olan gündemi ve günceli takip eden ilkokul mezunu kırsalda yaşayan sorumlu bir vatandaşın temel mantık, temel edebiyat ve temel hukuk bilgisi vardır. O, hayatında çelişkilere izin vermez, sözün amacıyla onu destekleyen örnekleri birbirine karıştırmaz ve hukuki yaptırımların temel niteliklerini bilir.

Onlar bu Kur’an’ı hiç anlamaya çalışmazlar mı? Eğer o, Allah’tan başka birinden gelmiş olsaydı onda mutlaka birçok (tutarsızlık ve) çelişkiler bulurlardı!” (4Nisa/82)

Kur’an’ı düşünmezler mi? Yoksa vicdanları kilitli midir?” (47/24)

Düşünmeden Kur’an  okumada bir hayır yoktur.” (Dârimî, Mukaddime, 29.)

Deneysel (pozitif) bilimi bilim yapan şey, kullanılan bilimsel yöntemlerdir. Onu farklı kılan şey, doğadaki iradesiz varlıkları veri olarak kullanıp tekrarlayıcı deneylerle sonuca varmasıdır. Çünkü iradesiz varlıkların (toprak, su, bitki, hayvan, atmosfer, ışık, hücre, atom), bilinçli bir şekilde farklı bir tutum sergilemeleri mümkün değildir. İradeli olan insanın davranışları, her an değişkenlik gösterir; bu nedenle bu alanda pozitif bilim değil sosyal bilim devreye girer. Pozitif bilim, topluma bir norm (ilke ve kural) koymaz, onun böyle bir görevi de yoktur. O, varlıkları tanır, tanıtır, teknolojinin gelişimine katkı sağlar. Dolayısıyla ‘Bilimsel Dünya Görüşü’ güzellemesi, bilimsel temelli değil bir temennidir. Bilimsel dünya görüşü diye bir paradigmadan söz edilemez.

İHTİYAÇ ODAKLI KONUSAL YORUMLAMADA (TERTİL) TEMEL İLKELER

Kur’an ayetlerini anlamaya çalışırken salt bilgi edinme amacı gütmek yerine, hakikat arayışı içinde olmalı ve bu hakikatin hayata katkısının bilincinde olmalıyız. Kur’an, hak ve adalet (ahlak) eksenli bir kitaptır. Kur’an’ı, hak ve adalet özünden yoksun bir şekilde anlamlandırma ve yorumlama, onun amacından sapma olacaktır.

Tertîl üzere okumak, kişinin sıkıntıları ve toplumun sorunları hangi konuda yoğunlaşıyorsa Kur’an’ı bu öncelikleri dikkate alarak okuyup incelemektir. Öncelikleri ikiye ayırmak mümkündür: Kur’an’ın öncelikleri ve kişinin öncelikleri… Kur’an’ın önceliklerini genel öncelikler, kişinin önceliklerini özel öncelikler olarak nitelersek;

Genel öncelikler: Doğru inanç (tevhid-şirk), doğru ahlak (hak ve adalet), doğru ibadet (dua, namaz, zekât) ve doğru sosyal uygulamalardan oluşur.

Özel öncelikler: Kişinin acil yapması gerekenlerden oluşur. Kişinin kendisiyle, komşusuyla problemi varsa, ticaret yapıyorsa, evlenecekse, buna zaman ayıracak ve o konuyu çözecektir ve kaldığı yerden yine genel önceliklere geçecektir. Genel öncelikler, hayat boyu hiç değişmez. Onunla ilgili bilgi tazeleme süreğendir. Davranış değişikliği bilinç değişikliğine bağlıdır.  Kişi kaç yaşında olursa olsun, düşünce ve inanç konusu hep diri ve canlı kalacak, ahlak hep yaşamın içinde olacaktır.

Allah, Kur’an’ın, ihtiyaç odaklı konusal olarak okunmasını (tertil) önermiştir (25/32); hatta buna ayrılması gereken zamanı ve gerekçesini açıkça bildirmiştir. (73/2-7). En yararlı okuma şekli budur. Kişinin sorunu ve sıkıntısı neyse kafası onla meşguldür, onun cevabının peşindedir, gittiği yerde onu düşünür, okuduğu kitaptan onun cevabını arar.

Kimisi ayda veya on beş günde Kur’an’ı baştan sona okur, kimisi ayda veya on beş günde bir ayeti bile bitiremez. Çünkü birisi bitirme, diğeri anlama derdindedir. Birisi bitirip sevap kazanacağı düşüncesinde, diğeri anlayıp hayatında anlamlı ve olumlu değişiklik yaşayacağı bilincindedir.

Hz Muhammed’in ve onun yakın dostlarının (sahabe), yaygın okuma türünün, ihtiyaç odaklı konusal okumak olduğunu, Kur’an’ın bu doğrultudaki buyruğundan anlamaktayız.

KUR’AN’I HUKUKİ VE EDEBİ AÇIDAN İNCELEME

Bütün hukuk sistemlerinde hükümleri ve istisnaları gözlemlemek mümkündür. İlkeleri koyan, mutlaka o ilkelerin istisnasını da koyar. İstisnası olmayan ilkeler, kalıcı ve evrensel olma özelliğini zamanla kaybeder. Hukuki metinlerde, ilkeler konur ve hemen arkasından, ANCAK… diye başlayan istisnai hükümler sıralanır. Örneğin, abdestte teyemmüm, oruçta hastalık durumunda kazaya bırakma veya oruca dayanamama durumunda yoksulu doyurucu fidye vermek, yolculukta zarar görme endişesinden dolayı namazı kısaltma vb. durumlarda istisnai hükümler sıralanır.

İlkeleri, önerileri ve kuralları (muhkem ayetleri) hukuki açıdan; sanatsal anlatımları (müteşabihleri) ise edebi açıdan incelemek gerekir. Destekleyici açıklamalar niteliğinde olan sanatsal anlatımları, belirleyici buyruklar (muhkemler) doğrultusunda anlamak ve yorumlamak, yine edebi bir yöntemdir. Çünkü örnekler, ana düşünce ışığında konunun amacına hizmet eder. Sanatsal anlatımlar, belirleyici buyruklardan soyutlanırsa veya belirleyici buyrukları görmezden gelip yalnızca sanatsal anlatımlar parçacı yaklaşımla yorumlanırsa Kur’an’ın amacından uzaklaşılır. Örneğin, Kur’an’daki gökyüzüyle, yeryüzüyle, yağmurla, bitkiyle, hayvanla, insanla ilgili açıklamalar birer buyruk ifade etmiyorsa, bilinmelidir ki bu örnekler ve açıklamalar, o ayetlerden önce bildirilen bir ilahi buyruğu veya ilahi niteliği açıklama amacını taşımaktadır. Bu örnekler ve açıklamalar, ‘ilahi buyruk’ olan ana temadan bağımsız düşünülmemeli ve yorumlanmamalıdır.

Kitabın ahlaki ve hukuki (hak ve adalete dair) bir değeri olmayınca, sosyal ve psikolojik sorunlar baş gösterir. Bu kez Kitap, sosyal ve psikolojik sorunlara çözümler (şifa) getirir. Gerçekten de Kur’an’dan sosyal ve psikolojik çözümler, hukuki kriterlerden daha fazla yer tutmaktadır.

KUR’AN’DAKİ KONULARI SİSTEMATİK İNCELEME

Kur’an’da konusal inceleme yaparken Allah’ın önceliklerini (inanç-ahlak-ibadet-toplumsal uygulamalar) dikkate alarak araştırma yapmalıyız. Her insanın yaşadığı sıkıntılar ve sorunlar farklı olabilir. Bu sıkıntılar ve sorunların sayısı da çok olabilir. Onları önem ve öncelik sırasına koymalıyız:

  • Allah’ın önceliğinde, ilk önce düşünce ve inanç, sonra hak ve adalet (ahlak) gelmektedir. Her ikisi de bireysel değil, toplumsal ve evrensel konulardan oluşmaktadır.
  • Bizi birinci dereceden ilgilendiren sorunlar ile ikinci dereceden ilgilendiren sorunlar karşısında bir sıralama gerekir.
  • Yalnızca bizi ilgilendiren sorunlarla, başkalarını da ilgilendiren sorunlar karşısında bencil davranmamalıyız.
  • Hayati konular ile basit çıkarları birbirine karıştırmamalıyız.
  • Acil uygulanması gereken bir konuyla, geciktirilmesinde büyük bir sorun olmayan konuyu birbirinden ayırt etmeliyiz.
  • Sorunlar karşısında kimlerin ne ölçüde etkilendiğini gözden geçirmeliyiz.

KUR’AN’DAKİ KONULARI BÜTÜNSEL İNCELEME

Kur’an’da bir konuyu anlamaya çalışırken, o konuya başka sûrelerde ve ayetlerde de yer verilmişse onları da incelemeliyiz. Örneğin; eğer konu ticaret ise ticaretle ilgili kavramları içeren tüm ayetleri; konu ‘sosyal yardımlar’ ise konuyla ilgili kavramlar olan infak, zekat, sadaka, karz-ı hasen, vermek, mal varlıkları, vb. ile ilgili tüm ayetleri; konu evlilik ise evlilikle ilgili tüm ayetleri bir araya getirmeliyiz. Öncelikle bu ayetlerde konunun amacının (hikmeti ve gerekçesi) ne olduğunu anlamalıyız. Diğer bir ifadeyle, ana temayı, ilkeyi (muhkem) saptamalıyız. Konuyla ilgili diğer tüm ayetleri bu ilke doğrultusunda anlama yoluna gitmeliyiz. Varsa konunun özel şarta bağlı istisnalarını not etmeliyiz. Daha sonra diğer detayları (nasıl, ne zaman, nerede, kiminle vd.) analitik biçimde sınıflandırmalıyız.

KUR’AN’DAKİ KONULARI LAFZİ (LİTERAL) İNCELEME

İncelediğimiz konuyla ilgili anahtar sözcükleri ve ifadeleri tespit etmeli ve bu kavramların anlamlarını doğru bulduğumuzdan emin olmalıyız. Kur’an’da aynı kökten gelen sözcükler veya ifadeler kullanılmışsa, öncelikle  gerçek (sözlük) anlamını tespit etmeli ve bu gerçek anlamın yan anlamları olabileceğini dikkate almalı, dilbilgisi (gramer) kurallarını da dikkate alarak onlarla bağını doğru kurmalıyız.

KUR’AN’DAKİ KONULARI BAĞLAMSAL (SIYAK-SİBAK) İNCELEME

Bir ayeti incelerken, cımbızlama yöntemle parçacı okumaktan kaçınmalı, ayetin bağlamına (önceki ve sonraki ayetlere, konu bütünlüğüne) dikkat etmeliyiz.

KUR’AN’DAKİ KONULARI GEREKÇELİ (SIYAK-SİBAK) İNCELEME

Ayetin arka planını ve iniş gerekçesini, öncelikle Kur’an’dan keşfetmeye çalışmalı, eğer bulamıyorsak, bu konuda yapılmış çalışmaları, tefsir ve siyer kaynaklarını gözden geçirmeliyiz. Ancak iniş gerekçesini Kur’an dışındaki kaynaklardan tespit etmemiz durumunda;

  1. a) Öncelikle ayetin iniş gerekçesinin bize doğru ulaştığından emin olmalıyız. Yol kazası sonucu gerçeği yansıtmayan bir iniş gerekçesinin, bu gerekçeye umut bağlayanları, yanlış yöne sevk edeceğini unutmamalıyız.
  2. b) Ayetin hükmünü yalnızca o dönemde yaşanmış olayla sınırlamamak gerekir.
  3. c) İniş gerekçesini, günümüzle ilişkilendirmek ayeti  daha iyi anlamaya yardımcı olacaktır.

EDEBİ VEYA HUKUKİ BİR METNİ BİLİMSEL İNCELEME

Bir roman, bir hikâye, bir şiir, edebi bir metin, hukuki bir düzenleme, pekâlâ bilimsel yöntemlerle incelenebilir. Bir bilgiye bilimsellik kazandıran şey, kullanılan yöntemlerdir. Örneğin, bilimsel yöntemleri kullanarak incelediğiniz bir eserde;

1) Ana fikrinin (asıl vermek istediği mesajın) ne olduğunu;

2) Eserde, üzerinde durulan ilkelerin ve önerilerin sayısını ve neler olduklarını,

3) Ana temanın günün sorunlarıyla ne ölçüde ilgili olduğunu,

4) Metinde kullanılan edebi sanatların veya sanatsal ifadelerin (örneklerin, teşbih, tasvir ve mecazların) ana konuya ne ölçüde uygun düştüğünü,

5) Eserde, üzerinde durulan konuların kendi içinde tutarlılığını, nesnel gerçeklerle çelişip çelişmediğini,

6) Metinde yer alan karakter sayısını,

7) Bu karakterlere hangi ölçüde yer verildiğini,

8) Bu karakterlerin özelliklerini ve birbirleriyle olan bağıntılarını,

9) Yazarın, dili, edebi kurallara göre kullanıp kullanmadığını,

10) Eseri okuyanların üzerindeki gözlemlenebilmiş olumlu veya olumsuz etkilerini (bu madde biraz spekülasyona açık olsa da)

11) Eserle ilgili yapılan tarafsız, taraflı ve karşıt değerlendirmelerin (kritiklerin) ve fikirlerin neler olduğunu tespit edebilir ve ayrıca kendi değerlendirmenizi yapabilirsiniz.

KUR’AN ÇOK YÖNLÜ BİR KİTAPTIR

Kur’an, çok yönlü bir kitaptır; onun ahlaki, sosyal, psikolojik, hukuki, ekonomik, siyasal, tarihi, edebi mesajları vardır. Diğer taraftan amacı astronomik, fiziksel, kimyasal ve biyolojik bilgi vermek olmasa da, ilkeleri anlatıp açıklarken bu alanlarda bilimsel tespitlerle uyumlu birtakım veriler içermektedir. Bilim dili olan matematiğe dair de veriler bulmak mümkündür; aritmetik sayıların ve ölçülerin, Kur’an’da önemli bir yer tuttuğu pekâlâ gözlemlenebilir. Özellikle yaratılış yasalarını inceleyince tüm varlıkların geometrik şekillere, aritmetik ölçülere, fiziksel ve biyoloji yasalara bağlı olarak yaratıldığına işaret edilir.

KUR’AN, HUKUKİ VE EDEBİ OLARAK İNCELENMEDEN ONUN MESAJI ANLAŞILMAZ

Kur’an’ı, en azından bir hukuki ve edebi metin olarak görmeden okuyan veya inceleyen onu anlayamaz. Hukuki metinde önermeler, edebi metinde söz sanatları bulunur. Hukuki açıdan önermeleri, kısaca üçe ayırmak mümkündür. İlkeler, istisnai kurallar ve öneriler… Edebi açıdan anlatımları da kısaca ikiye ayırabiliriz. Düz anlatımlar ve sanatsal anlatımlar… O halde, ben Kur’an’ı inceledim diyen kişinin ondaki ilkeleri (kesin buyrukları), önerileri ve istisnaları bilmesi ve bunları birbirine karıştırmaması gerekir. Temel ilkeler; kesin buyruklardır, bağlayıcıdır ve yaptırımı büyüktür. İstisnai kurallar, yaşlı, çocuk, hasta gibi çok özel durumlarda gerekli görülür. Öneriler ise tavsiyelerdir. Nitekim Kur’an, kendisini hukuki ve edebi açıdan ikiye ayırıyor. Temel belirleyici ilkeler (muhkem ayetler/hüküm bildiren ayetler) ve tamamlayıcı benzetmeler (müteşabihler/ teşbihli ifadeler/ örnekler/mecazlar) (3Al-i İmran/7). Bir kitap kendisini böyle tanımlıyorsa o bize aynı zamanda şunu söylüyor: Lütfen beni hukuki ve edebi kriterleri de dikkate alarak inceleyiniz.

İlkesel ayetler, genel ve özel istisnai hükümlerden ve önerilerden oluşmaktadır. Sözgelimi, “Cana kıymayın, iftira atmayın, haksızlık etmeyin, çalmayın, yalan söylemeyin, vb.” yasaklama amacı güden bildirimler, “Dürüst olun, adil olun, hak ve adaleti gözetin, yardımlaşın, dayanışma içinde olun, yoksulu ve kimsesizi gözetin, hoşgörülü ve merhametli olun, vb.” emredici bildirimlerdir. Belli koşullar altında, örneğin, “Sizinle savaşanlarla siz de Allah yolunda savaşın”, “Eğer hasta veya yolculukta iseniz…”  önermesi  gibi şarta bağlı özel istisnai hükümler yahut “Yoksullara yardımı gizlice yaparsanız daha hayırlıdır” gibi yapılmasında yarar olabileceği ifade edilen öneriler, Kur’an’ın hükümleri (kuralları) arasında yer almaktadır.

KUR’AN’DAKİ DİNİ İLKELER

Kur’an; ilkeler, değerler ve öneriler paketidir. Bu paketin içindeki ilkeler ve öneriler, toplasanız 10-15 sayfayı tutmaz. Basit düşünün; 10 emir veya toplumun belleğinde 32 farz, ya da 54 farz, siz deyin 104 buyruk veya 200 buyruk. Tüm bunları, alt alta yazsanız 40-45 satırlık bir Word sayfasıyla 4-5 sayfa tutar. O zaman, “604 sayfalık bir kitap niye gönderildi?” diye düşünebilirsiniz. Din, 4-5 sayfa tutacak bu buyruklara deniyor. Bu buyruklara bağlılık elbette ki Allah’ın nitelikleriyle ilişkilendiriliyor. İnsanların asıl sorumlu oldukları bunlardır. Geri kalanlar açıklamalar ve özel durumlar için detaylardır. Örneğin 500’e yakın ayette, çoktanrıcıların ve hak karşıtlarının sözlerine ve görüşlerine yer verilmiştir. Açıktır ki zalimlerin veya sahtekârların sözleri, din değildir. Kitapta bunlara, insanların hezeyanlarının boyutunun görülmesi için yer verilmiştir.

Din dendiğinde, ‘Şunu yapın veya yapmayın’ denilenlerin bir sayısı vardır. Kitabı bilimsel yöntemlerle incelemek isterseniz, buyrukların sayısı sınırsız değildir. Belli bir sınırı vardır. Bunun sayısı, öyle 300-500 veya 1000 değildir. Ama din istismarcılarının, ilahi buyruklara ekleme veya onlardan çıkarma yapmaları hep olagelmiştir. Zaten dine karşı duyulan olumsuz tutumun arkasında genelde bu gerekçe yatmaktadır.

1300 civarında ayette peygamberlerin ve inanan insanların sözlerine yer verilmiştir. Demek ki Kur’an’da peygamberlere ait bize örnek olabilecek bilgiler de vardır; peygamberlerin örnek niteliğindeki sözleri, davranışları, uyarı ve tebliğleri, bunlara karşı insanlardan aldıkları tepkiler, bu tepkilere peygamberlerin verdikleri cevaplar, onların karakter ve kişilik yapıları…. ‘De ki veya dedi ki’ diye başlayan sözleri, peygamberler söylemiştir; bunlar, ya Allah’ın ilkelerini bildirmeyi ya da insanların sorularına cevap vermeyi amaçlamaktadır. Kur’an’ın 23 yılda peyderpey indirilmesi, nübüvvet döneminde bize örnek olabilecek durumların ve sözlerin de Kuranda yer almasını sağlamıştır.

Bir de dünya ve ahirete ilişkin çok sayıda örnekler, benzetmeler, mecazlar, tasvirler bulunmaktadır. Örnekler ve diğer edebi sanatlar, bir buyruk değil, konuyu anlamak için yapılan açıklamalardır. İnsanlar, bahanelerin ve yalanların, anlamazlıkların ve anlaşmazlıkların, hırsların ve ihtirasların arkasına sığındıkları için Allah, dereden tepeden, havadan sudan, taştan kuştan örnekler, benzetmeler, tasvirlerle konuyu anlatmıştır. İşte bu yüzden Kur’an, kapsamlı bir kitap olmuştur. Unutmayalım ki Tevrat çok daha kapsamlıdır. (16/89)

KUR’AN MEALLERİ NE ÖLÇÜDE GÜVENİLİRDİR?

Kur’an’ın hükümleri, insanların asıl sorumlu olduğu dini ilkeler ve değerlerdir. Allah’ın asıl Kitap gönderme gerekçesi bunlardır. İşte bu hükümler, yani Allah’ın ana mesajı; son derece açıktır, nettir, herkesçe anlaşılırdır. Bu hükümler, hangi dile tercüme edilirse edilsin, kasıtlı bir yanlış yapılmıyorsa, bütün dillerde yüz de yüz karşılığı vardır. Örneğin,

Arapça olarak, “Lâ taqtulû’n-nefs” ayeti, Türkçe’ye “Cana kıymayın” diye tercüme edilmektedir. Bununla neyin kastedildiği açıktır, nettir. İngilizce’de, “Do not kill”, Fransızca’da, “Ne commettez pas de meurtre” veya “ne tuez point la vie”, Almanca’da, “Und tötet nicht das Leben” diye çevirilmektedir. Verilmek istenen mesajı daha farklı sözcüklerle ifade etmek de mümkündür. Ancak hepsi aynı amaca hizmet etmektedir; o da cana kıyılmaması, insanın öldürülmemesidir. O nedenle, bu ayetlerin Arapça’dan farklı dillerdeki tercümesini okurken, “Acaba doğru çeviri yapılmıştır” kaygısı yersizdir. Eğer tüm insanlar, Allah’ın dininden sorumlu iseler ve bu dinin anlaşılması da mümkün değilse, bu durumda “Allah, insanları kapasiteleri dışında sorumlu tutmuştur” gibi ayetlerle çelişen bir iddiayla karşı karşıyayız demektir. 2/286; 4/82

Bilimsel yöntemle çalışmayan biri, aklını da yeterince iyi kullanmıyorsa örneklere takılabilir, takılıyor da. Nitekim yine bu ayet (3/7) kötü niyetlilerin ve aklını kullanmayanların örneklere (teşbihlere/ müteşabihlere) takıldığından söz ediyor. Edebiyat öğretmeniniz, sınavda size bir metin verir. Sizlerden metnin ana fikrini (ana düşünceyi) ve metinde kullanılan sanatları (örnekler, benzetmeler) bulmanızı ister. Metnin ana fikri yerine metinde kullanılan örneği, edebi sanatlar yerine metnin ana fikrini yazarsanız o sınavdan veya o sorudan sıfır alırsınız.

İşte Kur’an’daki ilahi buyrukların ve önerilerin daha iyi anlaşılması için açıklayıcı sanatsal anlatımlar; doğadan, bitkiden, hayvandan ve insandan örnekler ve açıklamalardan oluşmaktadır. Açıktır ki bu örnekler ve açıklamalar, o dönemin ve o bölgenin algısına hitap etmektedir. Evrensel karakterli gibi görünse de özelde bu açıklamalar, dönemseldir, bölgeseldir, konjonktüreldir, tarihseldir; bilgilendiricidir. Evrensel ilkelerle bağlantılıdır, onları destekleyicidir. Bu açıklamaları daha iyi anlamak için, Tarih, Coğrafya, Fizik, Astronomi, Biyoloji, Anatomi, Kimya, Pedoloji, gibi alan bilgisi de gerekli olabilir. Dolayısıyla bu sanatsal anlatım ve açıklamaları, başka dile aktarmada imkânsızlıklar değil, yetersizlikler olabilir. İlgili alanda yetkin olmak, daha ikna edici, doyurucu, ufuk açıcı, arka plan hakkında farkındalık sağlayıcı, daha inanılır kılıcı, daha güçlü bağlanmaya araç olucu bilgiler önümüze sunabilir. Örnekleri ve sanatsal ifadeleri, yüzde yüz başka bir dile tercüme edemeyebiliriz. Ne var ki Kur’an’ın bu bölümünün yüzde yüz doğru anlaşılamamış olması, insanları doğru yoldan saptırmaz. Bu alandaki yanlışlar, doğayı eksik tanımaya, bilim ve teknoloji üretmede yetersiz kalmaya, refah ve varsıllık içinde yaşamaya engel olabilir.

Açıklayıcı ve destekleyici sanatsal anlatımlardan söz ederken bilimsel konulara yaklaşımla ilgili bir ayeti örnek vermek istiyorum:

De ki: “Yeryüzünde gezip dolaşın (araştırın) da Allah’ın yaratmayı nasıl başlattığını inceleyin. Allah sonraki oluşumu da böyle inşa edecektir. Kuşkusuz Allah, her şeye varlık sistemi inşa eden bir muktedirdir.”(29Ankebut/20)

Şimdi bu ayette, sosyal hayatla ilgili bir düzenleme değil doğaya dair araştırma isteniyor. Bunun için yalnızca çok iyi Arapça ve çok iyi Türkçe bilmek yeterli olabilir mi? Ayetin mesajı, gayet iyi anlaşılıyor. Ancak ayette istenen araştırma, Coğrafya, Biyoloji, Fizik, Zooloji, Kimya, Jeoloji, Pedoloji bilgisini de gerektirmektedir.

Ayette, yaratmanın (evrenin ve canlıların oluşumunun) nasıl başladığını araştırın, diyor. Bunu nasıl yapın diyor? Yeryüzünü gezerek, oralarda araştırmalar yaparak… Allah’a inanıyoruz diyoruz. Kendimiz araştırma yapmıyoruz. Böyle araştırma yapanların adını bile duymak istemiyoruz. Üstelik doğaya dair, kozmolojik araştırmaların yapılmasının gereğine dair Kur’an’da onlarca ayet vardır.

KUR’AN’IN ÖZELLİKLERİ

Kur’an, Allah tarafından, elçi seçilen Hz Muhammed’e vahiy yoluyla indirilmiş bir kitaptır. O’nun en önemli özelliği kesin bilgi (el-ilm) içermesidir. O nedenle, Kur’an’da, “Sana kesin bilgiden (ilimden) bir kısmı geldi…” diye ifade edilir. (2/120, 145; 3/7,18,61; 4/162; 13/37; 16/27; 17/107; 22/54; 28/80; 29/49; 30/56; 34/6; 42/14; 45/17; 47/16; 53/30; 58/11). Kur’an’a, vahye, aynı zamanda ‘bilgi (ilim)’ denmesi, onun öncelikle bir bilgi kitabı olduğunun da  bir göstergesidir. Hatta önceki peygamberlere gelen vahiyler de, bir bilgi olarak sunulmuştur. (2/247; 3/19; 10/93; 19/43; 27/42; 40/83).

 

Kur’an’a, Allah tarafından çeşitli nitelikler verilmiştir. Bunlar;

1) Değerlerle donatılmış (kerîm), 2) Yasa ve Kitap (kitab), 3) Hak ile batılı ayıran ayraç (furkan), 4) Hakkı hatırlatma (zikr), 5) Temel hükümler içeren (hakîm), 6) Aydınlatan (nur), 7) Canlandırıp harekete geçiren (ruh), 8) Öğüt veren (mev’iza), 9) İyileştirici çözümler sunan (şifâ), 10) Kılavuz (huda), 11) Açıkça ortaya koyan (beyan), 12) İlahi söz (kelam), 13) Kurtuluş reçetesi (rahmet), 14) Gerçekleri açıkça ortaya koyan (mubin), 15) Şerefli (mecid), 16) Hakikat (hak), 17) Mektup (risale), 18) Verimli-üretken (mübarek), …

KUR’AN’IN, EN ÖNCELİKLİ ÖZELLİĞİ BİLGİ KİTABI OLMASIDIR

Tüm bu niteliklerde ortak nokta; ahlaki – toplumsal sorunları ve sıkıntıları çözücü ve iyileştirici çok değerli bilgiler içermesidir. Yukarıdaki nitelikler arasında ‘kutsal’ veya ‘mukaddes’ bulunmamaktadır. Yahudi ve Hıristiyanlar, kendi kitaplarını, ‘Kutsal Kitap’ veya ‘Kitab-ı Mukaddes’ diye niteleseler de Kur’an’a, kendi içinde böyle bir niteleme verilmemiştir. İslam’da, ‘kusursuz ilahi güç’ anlamına gelen ‘kutsal’ (kuddûs) sözcüğü, yalnızca Allah hakkında kullanılmıştır. 59/23; 62/1. Bunun gerekçesi, kutsal olarak nitelenen varlıkta, ontolojik (varlıksal) olarak ‘yücelik’ ve ‘ilahi güç’ ile özdeş bir mananın olmasıdır. Bu bağlamda, Kur’an, Kutsal’ın sözlerini içeren, ana mesajıyla kusursuz bir kitaptır.

Kur’an’ı ontolojik olarak kutsal görünce, onu okumak başta olmak üzere, onu dinlemek, ona dokunmak, onu üzerinde taşımak, onu öpmek, ona bakmak, onun bulunduğu yerde bulunmak bile ibadet olarak görülmektedir. Öteden beri, varlıklara (türbelere, ziyaret yerlerine, kişilere, kitaplara, muskalara, eşyalara, sulara, zamanlara, sayılara) ontolojik kutsiyet atfetmek, mistik anlayışların en belirgin özelliklerinden biri olmuştur.

Kur’an’ın, epistemolojik (bilgisel) değerinin, onun en öncelikli özelliği olduğunu ifade etmiştik. Bu, hem bilgiye değer verenler, hem de Kur’an’ı Kur’an’dan okuyanlar için çok önemli bir tespittir. Bilgiye değer vermeyenler ve Kur’an’ı, Kur’an’dan başka kaynaklardan takip edenler, Kur’an’a ontolojik kutsiyet atfetmişler ve onun en öncelikli özelliği olan ‘bilgi kitabı’ olma yönünü, ötekileştirmişler, unutturmuşlar ve buharlaştırmışlardır. Bu konuyu önceleyenleri ise yaftalamak, ayrıştırıcı biçimde kategorize etmek ve dışlamak için büyük gayret sarf etmişlerdir.

Kur’an’ın en temel özelliği olan; ahlaki ve toplumsal sorunları ve sıkıntıları çözücü ve iyileştirici çok değerli bilgiler içermesi bu sayede rafa kaldırılmıştır.

Kur’an’a yönelik ontolojik ve epistemolojik yaklaşımlar, farklı kültürlerin etkisiyle, uzun tarihsel serüven içinde, Kur’an’dan ve rivayetlerden de destek alarak çok sayıda Kur’an Okuma türü ortaya çıkmıştır.

KUR’AN’I TANIMADA KİŞİSEL VE TOPLUMSAL SORUMLULUK

Her birimiz, içinde yaşadığımız toplumun, en fazla değer verdiği, en ortak kaynak olarak gördüğü kitabı ciddiyetle incelememiz gerekiyor. Ne yazık ki Kur’an’a yabancıyız; ona inananlar da ona yabancı, ona inanmayanlar da ona yabancı. Ona inananların çoğu, onu anlamadan okuyor veya kısmen anlayarak okusa da, ya yöntemsiz okuyor yahut Kur’an karşıtlarının perspektifinden okuyor.

Ateistler Kur’an okumak yerine, Kur’an’ı eleştiren kitapları okuyorlar. Peki, eleştirileri okumak, kitabı okumakla eşdeğer olabilir mi? Örneğin, Shakespeare’in ‘Hamlet’ adlı eserinin kritiğini (bilimsel yöntemlerle yapılan eleştirisini) okuyabiliriz. Kitap hakkında yazılmış diyelim ki 10 eleştiri yazısı var; siz ise bu eleştirilerden yalnızca birini okudunuz. Bu durumda Hamlet hakkında yapacağınız değerlendirme ne kadar sağlıklı olabilir!? İsterseniz 10 kritiğin hepsini okuyun. Bu okuma, size Hamlet hakkında %100 doğru değerlendirme sağlar mı? Belki 3-5 yıl içinde bir 10 kritik daha çıkacaktır. O yüzden kritikleri okusanız da size düşen o kitabın kendisini, hatta gücünüz yetiyorsa orijinal dilinden anlayarak okumanızdır. Buna gücünüz yetmiyorsa size tuhaf gelen bölümlerin, farklı çevirilerden karşılaştırmasını yaparak okumanız gerekmez mi?

Bakınız size bir örnek vereyim. Yaklaşık 13-15 yıl önce Tevrat ve İncil’i inceliyorum.  Bunların, Kitab-ı Mukaddes adı altında tek kitap olarak Türkçe çevirisi bulunuyor. Bazı bölümlerindeki bazı ifadeler kafama takıldı. Başka yerlerden konuyu anlamak için uzun uzadıya araştırma yaptım. O günlerde bu kitabın Türkçe’ye farklı çevirisi olmadığı için İngilizce çevirilerden kontrol etmek istedim. Internet’ten bakarken önüme; King James Bible, New American Bible, New International Bible, Living Bible, New World Translation of the Holy Scriptures gibi değişik İngilizce metinler (sürümler) çıktı. Bunların bir kısmı eski İngilizce olarak hazırlanmış. Örneğin King James Bible, eski İngilizce olmasından dolayı farklı çevirmenler tarafından onun da İngilizce çevirileri yapılmış. (Tıpkı bizdeki Elmalılı’nın Kur’an mealinin sadeleştirilmişi olarak, şu an 3-5 farklı çevirisinin olması gibi.) Zor da olsa her birine ulaştım. Ama hala ikna olmamıştım. Bu kez, kafama takılan sözcüğün, Kitab-ı Mukaddes orijinal dilindeki karşılığını merak ettim. Tevrat’ın orijinal dili İbranice olması işimi zorlaştırdı. İbranice bilmiyordum. Internet üzerinde İbranice- İngilizce çevirilerini araştırırken önüme bir site çıktı. Bu sitede, Tevrat’taki her bir sözcük, ‘strong number’ diye kodlanmış, onun İbranice yazılışı, Latince harflerle okunuşu ve Batı dillerindeki karşılığı verilmişti. Bu numara ile gidip Tevrat’ı taratınca sınırlı sayıda geçen bu sözcüğün Tevratta geçtiği bütün bölümleri buldum. Bu çalışma, büyük ölçüde sözcüğün gerçek anlamına ulaşmamı sağladı.

Demek ki kişi, bir konuyu ciddiye alınca o konu hakkındaki yalnızca karşıt görüşlere değil, ona taraf olan görüşleri de ve aynı zamanda onun orijinalinde verilmek istenen mesaja da bir şekilde ulaşabiliyor.

DÜŞÜNME YASALARI (MANTIK İLKELERİ) VE KUR’AN

Bilim tarihi iyi incelenirse, Mantık Bilimi’nin konusu olan doğru düşünmenin (Mantık) ilkeleri konusunda, çok eski zamanlardan beri bilim çevrelerinde büyük ölçüde konsensüs sağlanmıştır. Bunlar, aynı zamanda rasyonel düşünmenin de yasalarıdır. Bunlar;

1- ÖZDEŞLİK İLKESİ:

Özdeşlik ilkesi gereği, bir akıl yürütmenin veya önermeler sisteminin başında, bir terime  verilen anlam ne ise o akıl yürütme/önermeler sistemi boyunca, o terim hep aynı anlamı taşımalıdır. Örneğin, “İnsan, insandır”, “at, attır”, “var, vardır”… Diyalogda kullanılan kelimelere taraflar aynı anlamı değil de farklı anlamları yüklerlerse, bu durum fikir karışıklıklarına yol açar, sonuç olarak anlaşma olmaz, doğruyu ortaya koyma imkânsızlaşır. Toplum hayatında görülen fikir kavgalarının, tarafların iyi niyetlerine rağmen, bir anlaşmaya varamamalarının, başta gelen nedenlerinden birisi, özdeşlik ilkesine uymamadır.”

Kur’an’da özdeşlik ilkesi hakimdir. Onda insan daima insandır. Tanrı, daima tanrıdır. Bir yerde insana ‘tanrı’ veya Tanrı’ya ‘insan’ anlamı yüklenmez. İlah ilahtır; ilah özelliklerine sahip olan yalnızca O’dur. İnsan insandır; insani özelliklere sahip olan yalnızca insandır. Kur’an ilahi kitaptır; ilahi kitap özelliklerine sahip olan bir kitaptır.

Yeri gelmişken, atom altı parçacıklardaki hareketliliğe dayanarak her yere; bitkiye, hayvana veya insana atom altı parçacık gözüyle bakamayız. İnsan hücrelerden oluşur; buradan insan hücredir denilemeyeceği gibi. Sonuçta onu, biyolojik olarak insan yapan 46 kromozoma sahip olmasıdır. Diğer ayırt edici özellikleri üzerinde durmuyorum. Bu biraz dünyadaki mistik oluşumların körüklediği panteizm fikrinden kaynaklanmaktadır. Hepimiz enerjiyiz, Tanrı da enerjidir. Öyleyse doğanın kendisi tanrıdır. Daha yumuşatılmış panenteist görüşe göre, Tanrı’nın yansıması, tezahürü, tecellisi, gölgesi vs. Bunların hiçbirine Kur’an destek vermez. Taş taştır. İnsan insandır. Niye bu konu (özdeşlik) çok önemlidir? Hepimiz aynı isek; taş, bitki, hayvan, insan ve Tanrı arasında hiçbir fark yoksa hayat anlamsız, hak ve adalet bir hikâye olur. Böyle düşünürsek katiller, caniler, hainler, zalimler, sahtekarlar, çalışanlar, dürüst insanlar, iyi insanlar birer taştır, odundur. Çünkü her biri, aslında bir atom altı parçacıktır.

2- TUTARLILIK (ÇELİŞMEZLİK) İLKESİ:

Birbirine aykırı, iki çelişik yargı veya önerme aynı zamanda doğru olamaz. Örneğin, televizyon, aynı anda hem açık, hem kapalı olamaz. Televizyon, ya açıktır ya da kapılıdır. Ali hem hayatta hem ölü olamaz. Bir önerme hem doğru, hem yanlış olamaz. Ali, hem dürüsttür, hem dürüst değildir önermesi çelişik bir önermedir.

Bir bilimsel yöntem olarak tutarlılık, öncelikle bir eserin kendi içinde tutarlı olmasını (kendi içinde çelişki olmamasını) gerektirir. İkinci olarak herkesçe kabul görmüş nesnel (evrensel) gerçeklerle de çelişmemelidir.

Kur’an’ın, kendi içinde tutarlı olup olmadığını incelemeye tabi tutmadan onu reddeden kişinin bilimsellik iddiası, yapaydır, bu iddiasında samimi değildir. Peki, bunu nasıl yapacak? Öncelikle genel ilkeleri, önerileri ve istisnai (örneğin, yaşlılara ve çocuklara özel durumlardaki) kuralları birbirinden ayıracak. [Bunlar zor şeyler değil. Kişi, bir kez okurken bile bunları gözlemleyebilir. Kaldı ki öğretmeninizin verdiği yarım sayfalık bir edebi metni cevaplamanız için birkaç kez okumanız gerekebiliyor.]

Kur’an’da bir ilke veya değer, bir yerde övülüp başka yerde yerilmez. Eğer Kur’an, Allah’tan olmasaydı veya insan ürünü olsaydı içinde çok sayıda tutarsızlıklar bulunurdu. Ne ilginçtir ki bilimsel yöntemlerin en önemli kriteri olan, “Çelişmezlik İlkesi’ Kur’an’da, Kur’an’ın doğruluğunun en büyük kanıtı olarak sunulmuştur:

Onlar Kuranı hiç anlamaya çalışmazlar mı? Eğer o, Allah’tan başkası tarafından olsaydı onda mutlaka birçok çelişkiler (tutarsızlıklar) bulurlardı!” (4Nisa/82)

Genel ilkelerle istisnai kuralları birbirine karıştıran ve onların arasında çelişki olduğunu düşünen bir insanı göz önüne getirin. Böyle bir insan, bütün yasaların çelişkilerle dolu olduğunu iddia edecek kadar konuya uzak demektir. Çünkü tüm yasalar, genel kurallar koyar ve hemen ardından ANCAK diye başlar. Ancak diye a,b,c şıkkı veya bendi diye aşağıya doğru tek tek istisnalar sıralanır. Kırmızı ışıkta geçemezsiniz; ANCAK ambülans hariç denir. Bu, bir çelişki değil istisnai bir durumdur. İlkeleri koyan, istisnaları da koyar. İstisnaları olmayan ilkeler, evrensel olamaz.

Evet, Kur’an’ın genel ilkeleri arasında bir çelişki yoktur. Çelişki olduğunu iddia eden varsa ispat (delil getirme) yükümlülüğü, hukuken iddia sahibine düşer.

Tutarlılık ilkesi gereği Kitap, herkesçe kabul görmüş nesnel (evrensel) gerçeklerle çelişmemelidir. Bir metin incelenirken, cımbızlama yöntemlerle değil konu bütünlüğü (bağlam) dikkate alınarak incelenir. Kur’an; Fizik, Kimya veya Biyoloji kitabı gibi bir kitap değildir. Ondaki konular; bileşikler ve karışımlar, hücrenin yapısı ve organelleri gibi, konu konu sınıflandırılarak ele alınmaz. Evdeki, sokaktaki ya da işteki bir insan düşünün. Onunla karşılaştığınızda neler beklersiniz. Merhaba demesini veya sizinle barış içinde yaşamasını. Başka? Üstüne başına dikkat edersiniz.  Başka? Bu insan yemek yer, bir şeyler içer. Başka? Bu insanın çevresindeki varlıkların farkına varmasını. Ama hep böyle midir? Hayır. İstisnai durum da olsa bazen kavgalar çıkabilir. O nedenle Kur’an’da bir yerde tefeciliğin kötülüğünden söz edilirken, akabinde yoksula yardımdan, olmazsa borçla destek olmaktan söz edilmiştir.

Bahçeye çıktığınızda insanları görürsünüz, daha dikkatli bakarsanız ağaçları görürsünüz. Varsa toprağı ve bitkileri… Biraz dikkatle incelerseniz toprağın üzerindeki böcekleri, toprağı eşelerseniz başka canlıları görürsünüz. İşte Kur’an, insanın içinde yaşadığı toplumda nelerle muhatapsa arka arkaya sıralar. Sıralarken kafasını yukarı kaldırmasını ister, güneşi ve gökyüzünü gösterir. Çünkü hayata bir bütün gözüyle bakılır.

Konu bütünlüğü gözetilerek okunduğu zaman, Kur’an’da evrensel gerçeklerle çelişen bir bilginin yer almadığı görülecektir.

3- ÇÜRÜTÜLEMEZLİK (YANLIŞLANAMAZLIK) İLKESİ:

İlahi ilkeler ve değerler insanlara huzur, mutluluk, güven, sorumluluk ve bunları askıya almayan özgürlük sağlar. Kitapta yanlış olduğunu iddia edenler, iddialarını ispatlamakla yükümlüdürler. Nasıl? Ondan daha iyisini getirerek. Kişisel (öznel) davranmadan, tarafsız davranarak… Kur’an’ın sosyal hayata dair belli konularda bildirdiği ilkeler ve öneriler vardır. Örneğin, insan ilişkileri konusunda hak ve adaleti gözetmeyi ve kadın-erkek ilişkileri konusunda evliliği emretmiş, sınıf ayrımı konusunda ayrımcılığı yasaklamış, temel hakları güvenceye almış, yardımlaşmayı, hoşgörüyü ve merhameti emretmiş ve önermiştir.

Kitapta yanlış olduğunu iddia edenler, Kur’an’ın bildirdiği konularda, varsa kendilerinin daha iyi önerilerini, Kur’an’ın bildirimlerinin insanlara uygulamasının açık-somut sakıncalarını ve zararlarını göstermekle yükümlüdürler.

“De ki: “Bildiğiniz/gördüğünüz tüm insanlar, bilmediğiniz/görmediğiniz tüm akıl sahipleri, bu Kuran’ın bir benzerini ortaya koymak için bir araya gelselerdi ve birbirlerine (bu konuda) destek olmak için ellerinden gelen her şeyi yapsalardı, yine de onun benzerini ortaya koyamazlardı!” (17İsra/88)

 Kur’an’ın Korunmuşluğu ve Bilimsel Yöntemler (Konuyla ilgili makaleyi inceleyebilirsiniz)

KUR’AN’IN BİLDİRDİĞİ AHLAKİ ERDEMLERİ ZATEN HERKES BİLİYOR İDDİASI

DİN EVRENSEL OLANDIR

Bazılarımız, dinde geçerli olan ahlaki erdemlerin bütün dinlerde zaten var olduğunu, herkesçe bilindiğini düşünmektedir. Bu, yetersiz bir bilgidir. 1948 İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nden önce insanların çoğunluğunun üzerinde mutabık kaldıkları herhangi bir ahlaki paradigmadan söz etmek oldukça zordu. Bugün İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, bireylerin değil üye ülkelerin üzerinde konsensüs sağladıkları, ancak ona bile uymadıkları bir dünyada yaşıyoruz. İnsanlık tarihi boyunca evrensel düzeyde insan haklarını, bütün hayatları boyunca, hem de korkusuzca en üst perdeden savunanlar, bu işin salt edebiyatını, teorisini değil doğrudan kendi çevrelerinde uygulayanlar yalnızca peygamberler ve onların yakın dostları olmuşlardır.

Allah, “Yalan söylemeyeceksin, söylemeyin veya söylememelisin” diyor. Allah’a inanana göre, yalan çok kötü bir şeydir, deneyimleriyle de bu bilinmektedir. Allah da öyle diyor. Allah, kitap göndererek, onu bu konuda (yalan söylenmemesi konusunda) sabit kılıyor, ileride kuşkuya düşmesini engelliyor. Çünkü O, hep doğru söyler.

Allah, hakka inananları hem dünya hayatında hem de ahirette sabit/köklü bir sözle sağlamlaştırır.” 14İbrahim/27

Kişinin kendisi de yalanın kötülüğüne inanıyor. Sözünün doğruluğuna inandığı ve güvendiği varlık olan Allah da yalan çok kötüdür diyor. Bu kişiye göre yalan sonsuza kadar kötüdür. Artık bu insan hayatının hiçbir döneminde yalanın iyi bir şey olduğuna inanmaz. Şartlar ne kadar değişirse değişsin, çevre ne kadar değişirse değişsin yalan kötüdür. Yalanın iyi bir şey olduğuna inanırsa, hem kendisini, hem de yaratıcısını yalanlamış olur. Çin’den Kanada’ya kadar ele alalım. İlahi kitap referansından yoksun veya bunu yeterli görmeyen kişiler için değerler genellikle dönemseldir, bölgeseldir, konjonktüreldir. Şartların ve çevrenin değişmesi, onun yalan konusundaki bakışını esnetebilir ve zamana ve zemine göre yalan söylemesini ve belki bunun bir sonucu olarak iftira atmasını normal, olağan hale getirebilir. Ancak elinde kitabı, elinde ortak sözleşmesi olan için bu durumdan söz edilemez. ‘Sözleşmeyi takmıyorum’ derse zaten anlaşmayı bozmuştur. Yalan bir örnekti. İnsanı ve toplumu yıkıma götüren çok önemli bir örnek. Benzer örnekleri; hırsızlık, haksızlık, yolsuzluk, başkalarını rahatsız etmek, çevreye zarar vermek, sorumsuzluk, vd. üzerinden siz de geliştirebilirsiniz.

Yazılı kurallar ve kitaplar, daima hukuk toplumunu işaret eder. Yazılı kurallar ve kitapların egemen olmadığı bir toplumda krallar veya kabile şefleri egemen olurlar. Ahlakın yerleştirmeye çalıştığı değerler, yasalarla ikame edilemediği içindir ki yasaların dışında bir de ahlak hep olagelmiştir. Üstelik dinin getirdiği ahlak çift dikişlidir. Onda salt kurallara uyma talimatı verilmez. Eğer erdemli bir yaşam sürülürse Allah’ın her an kendisine destek olacağı, erdemsiz bir hayat yaşanırsa O’nun desteğini çekeceği mesajı verilir. Bu, çok önemli bir otokontrol ve özdenetim mekanizmasıdır. Bütünüyle kendisini ödüle adamış veya cezadan ürkmüş bir kişiliğin değil, tersine o değerlerin doğruluğuna kendisi de bizzat inanmış ve bu inancının, sonuçta (burda veya başka bir yerde, mutlaka ve) asla karşılıksız kalmayacağı bilinci ve ümidi olan bir kişi prototipi. O yüzden, inanan insanın güçlü bir kişiliği vardır.

KUR’AN OKUMALARI

BAŞTAN SONA OKUMAK (TECVİTLİ HATİM VE MUKABELE OKUYUŞU):

Hatim, bir yazının okunduğuna dair son kısmının mühürlenmesi anlamına gelmektedir. Kur’an’ı baştan sona okuyanlar, adeta onu bitirdiklerini ifade etmiş olmaktadırlar. Olayın arka planı, rivayetlerde (hadislerde) anlatılmaktadır. Buna göre Allah Elçisi, kendisine gelen vahiyleri her yıl baştan sona vahiy meleğine okuyordu (arz). Bu, adeta vahyin korunduğuna dair yıllık kontrol ve denetim idi. Eğer bu okuma, Hz Muhammed ile vahiy meleği arasında, karşılıklı okuma biçiminde gerçekleşmişse buna ‘mukabele’ deniyordu. Bunlar, bir çeşit ilahi denetim mekanizmasının çalışmasıydı. Günümüzdeki hatim veya mukabele uygulamaları, bu uygulamanın geleneğe dönüşmesidir. Hatim veya mukabele okumaları, Kur’an’ı, resmi dizilime göre Fatiha sûresinden başlayıp Nas sûresine kadar, baştan sona yüzünden veya ezbere okumaktır. Bu okuma, genellikle Arapça olmaktadır, ancak Türkçe mealinden okumanın daha yararlı olacağını bilmeliyiz. Kur’an’a, ontolojik (varlıksal) kutsiyet atfedenlere göre Arapça, epistemolojik (bilgisel) değer verenlere göre onu anlaşılır dille okumak daha iyidir.

Pek çok dil gibi Arapça’nın da ezgisel (melodik) bir yapısı vardır. Harflerin telaffuzundaki /söyleyişindeki (pronounciation, diksiyon ) ince ve kalın seslendirmeler, sözcüklerin uzatılarak telaffuz edilmesi, ona ezgisel özellik kazandırmaktadır. Örneğin, Türkçe’de; hâlis, gâzi, âdet, bâriz, âşikâr, kâmil, kâr, lâzım, nâzım, hulûsi, târık, bâki sözcükleri gibi….

‘Güzelleştirmek ve iyileştirmek’ anlamına gelen tecvid, Kur’an’daki, harfleri doğru telaffuz etmeyi (doğru okumayı) ve uzatmalı harfleri doğru seslendirmeyi konu edinen din bilginleri tarafından ortaya konmuş birtakım kurallar demektir. Tecvid’den amaç, harfleri ve sözcükleri doğru okumak, doğru seslendirmek ve doğru telaffuz etmek, kısaca yanlış anlamanın önüne geçmektir. Ancak tecvid  konusu, dini çevrelerde çok fazla abartılmış, adeta tecvid kuralları, Kur’an’ı anlamanın önüne geçirilmiştir. Tecvid kurallarını bilenler ve bu doğrultuda okuyanlar, Kur’an öğrenmiş ve Kur’an’ı bilen insanlar olarak kabul edilmişlerdir.

Aynı zamanda Kur’an’ın emri olan ve öncelik sırasına göre anlamlı ve amaçlı okuyuş anlamına gelen ‘tertil’in yerini, ‘tecvid’ almıştır. Din bilginleri tecvit kurallarına göre okumayı üçe ayırmışlardır:

  1. a) Ağır ve abartılı okuma (tahkik okuyuşu): Bir harfi yaklaşık 5-6 saniye uzatmak
  2. b) Hızlı okuma (hadr okuyuşu): Bir harfi yaklaşık 1-2 saniye uzatmak
  3. c) Orta okuma (tedvir okuyuşu): Bir harfi yaklaşık 3-4 saniye uzatmak

(Tecvid İlmi, Demirhan Ünlü, 17-18; Rahim Tuğral, Kur’an Tecvidi, 121)

Bu sınıflandırmada abartılı okumada harfleri uzatmaların sonucunda kelimelerin anlamların bozulacağı endişesini de yine kendileri dile getirmişlerdir.

Diğer taraftan Kur’an’ın bazı surelerinin ve ayet sonlarının şiirsel dizilimi onu ezberlemeyi (hafızlığı) kolaylaştırmıştır.

İNİŞ SIRASINA GÖRE OKUMAK (NUZUL OKUYUŞU):

Kur’an ayetleri ve sûreleri, topluca bir defa da inmedi. Onlar 23 yıllık peygamberlik sürecinde, ihtiyaca göre ve gerektikçe merhale merhale indi.

Kur’an, toplam 114 sûredir.  Kur’an sûrelerinin ne zaman vahyolunduğu (indirildiği) konusunda yüzde yüz mutabık olunmasa da, klasik kaynaklarda birkaç farklı dizilim kabul görmüştür; bunların büyük çoğunluğu birbirine oldukça yakındır. Örneğin, Fatiha sûresi, iniş sıralamasında bir kaynakta 5., başka bir kaynakta 6. sırada yer alır. Bu sıralama, iniş (nüzül) sırasına göre sûrelerin dizilimi olarak bilinir. Akademik çevrelerde bu konuda, en ciddi çalışmayı Mehdi Bazergan’ın yaptığı kabul edilir. Şu linkte resmi ve iniş sırasına göre sûrelerin ve ayetlerin dizilimi verilmiştir.

Kur’an Surelerinin İniş Sırası Dizilimi

Kimi çevreler, Kur’an’ın iniş sırasına göre okunmasını doğru bulmaktadır. Bu anlayışa göre, madem ki Kur’an ayetleri ve sûreleri, Allah’ın Elçisi’ne belli bir düzene göre inmiştir, okumalar da buna göre olmalıdır. Bu tür okumaya göre; Alak, Kalem, Müzzemmil, Müddessir, Fatiha, …Tövbe, Nasr sûresine kadar baştan sona, ancak iniş dizilimine göre ve genellikle Türkçe mealinden okunmaktadır. (Turgut ÇİFTÇİ)

You may also like...

2 Responses

  1. Mehmet Akın dedi ki:

    Değerli Dostlar,
    Arapça telaffuz konusuyla ilgili Google taraması yaparken, sitenizle tanıştım. Edebiyat bölümünüzde, vaktiyle “Gaste”de yayımlanan köşe yazılarımı gördüm. Onları seçerek bu siteye koymuş olmanız, “gönül ve zihniyet birliğinde olabileceğimiz” yolunda bir umut yarattı bende; bunun sadece bir tesadüf değil, hayırlı bir tanışma olabileceği düşüncesiyle bu mesajı yazıyorum. Bu güzel ve çok boyutlu sitenin editörü veya seçicisi ile haberleşmek ve fikir teatisinde bulunmak ümidiyle, iyi dileklerimi sunuyorum. (Sitede iletişim adresi göremediğim için, bu yolu denedim.) Selamlar.

    • admin dedi ki:

      Aleykum selam
      Teşekkür ediyoruz..
      Adı geçen gazetedeki yazılarınız değerliydi. Bu yüzden sitemizde yayımlanmıştır. İnanıyoruz ki ancak değerli insanlar değer üretirler.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir