Evlilik, Boşanma ve Hulle

NİKAH VEYA EVLİLİK

Nikah; aralarında evlilik engeli bulunmayan, evlenmesi meşru olan, evlilik sorumluluğunu taşıyabilecek bilinç düzeyinde, zihinsel, fiziksel ve ekonomik yeterlilikte olan kişilerin, aralarında sevgi, saygı, merhamet, sukunet (güven ve huzur) oluşturmayı hedefleyerek, bir süre sınırlaması koymadan, toplumun da tanıklığıyla, kendi iradeleriyle ve karşılıklı rızaya dayalı olarak birlikte yaşamaya, kaynaşmaya karar ve söz vermelerini konu edinen bir akittir. (2Bakara/232; 4Nisa/19-24; 5Maide/5)

İslam’da din adamı nikahı, imam nikahı veya kişiye endeksli bir nikah yoktur. Nikah, salt devlet onaylı diye dini meşruiyet (hukuki geçerlik) de kazanmaz. Ancak resmi nikahla gerçekleşen fiili durum, dini meşruiyet açısından bir sorun da oluşturmaz. Çünkü resmi nikah olmadığı zaman, taraflar ve onlarla ilgili-ilişkili kişiler mağdur olmaktadır. Ne yazık ki insanlar, husumet ve ayrılık gibi zor durumlarda, verdikleri sözlerinde durmamakta, muhataplarının haklarını hiçe saymaktadırlar. Nikaha meşruiyet kazandıran ana unsur; tarafların evlenilebilirliğinin meşruluğu, irade ve rızaları ve aleniyettir. Ana unsur bu iken, insanlar nikahta yan unsur olan görevliyi ana unsur olarak görmüşlerdir.

 Nikahı gerçekleştiren görevlinin, “Allah mesut etsin” veya “Allah’tan size huzurlu ve mutlu bir gelecek diliyorum” veya Arapça terkipli dualar ya da ayetler okumaları, Allah’ı da olaya tanık tutarak, O’ndan hayır dilekleri ve dualarıdır. Bununla evlenecek çiftlere, topluma, evlilik gibi doğru işler yaptıkça Allah’a güvenmeleri, O’nun yardım edeceği mesajı verilmiş olmaktadır. Allah da gerçekten doğru işler yapanlara yardım edecektir.

 

EVLİLİK ZORUNLU MUDUR?

İmkan ve fırsat bulan tüm peygamberler evlenmiştir. Evliliğin emredildiğinin açık kanıtı, 24Nur/32 ve 4Nisa/3’tür. 24Nur/32’de, “Evlenmeye gücü yetmeyenleri evlendirin” denirken, evlendirme sorumluluğu topluma yüklenmiş ve 4Nisa/3’de, “Kadınlardan size helal olanlarla evlenin” denmiştir.

Ekonomik ve sosyal açıdan güç yetiremeyenlerin toplum tarafından evlendirilmeleri emredilmiştir.(24Nur/32-33). Hıristiyanlıkta din adamlarının veya kendilerini dine adayanların evlenmemesi, ruhbanlık anlayışından kaynaklanmaktadır. Ruhbanlık, din adına Allah’ın helal kıldığı dünya nimetlerini kullanmamak veya çirkin görmektir. 57Hadid/27’de Allah’ın, insanlardan, ruhbanlık istemediği, insanların Allah’ın rızasını kazanmak için ruhbanlığı kendi kafalarından icat ettikleri, ancak icat edenlerin de buna gereği gibi uymadıklarından söz edilmiştir. 2Bakara/187’de ise dini gerekçelerle bile olsa, oruç gecelerinde eşinden uzak durmak kişinin kendisine (nefsine) ihanet olarak ifade edilmiştir.

  

EVLİLİK VE ZİNA

Nikah (evlilik), resmi bir sözleşmeden ziyade karşılıklı sevgiye, saygıya ve rızaya dayanan vicdani bir akittir. Zina ise sadece eşlerden birinin bir diğerini başkasıyla aldatması değildir. Zina geleneksel anlayışa ek olarak bir de evliliği suistimal etmektir. Zina evlilik müessesini kullanarak bireysel faydalar sağlamaktır. Zina eşlerin birbirlerini eşya seviyesine indirgemesidir. Zina cinsel birleşmeyi haz aracı yapmak ve doğan sonucun sorumluluğundan kaçınmaktır. Zina karşı cinse zorla sahip olmaya kalkışmaktır. Tecavüz tek taraflı bir zinadır ancak maddi veya manevi bir takım menfaatlerden dolayı biriyle birlikte olmak da zinadır. Zina, sevgiye ve saygıya dayanmayan bir ilişki biçimidir.

İnsan toplumsallaşmış, üreten, bölüşüp paylaşan bir varlıktır. Bu yönleriyle hayvanlardan ayrılır. Anne eşi ve çocuklarıyla emeğini bölüşüp paylaşır. Baba kazandığı parayı ailesiyle bölüşüp paylaşır. Zina bir insanın, çocuk sahibi olma ve bölüşüp paylaşma hakkını gasp etmektir. Eşlerden biri karşı cinsten başka biriyle birlikte olduğu takdirde, aynı anda iki insanın ve doğacak çocukların haklarını gasp etmiş olur. Her çocuğun, sadece kendi anne ve babasıyla birlikte paylaşabileceği sıcak bir yuvada büyüme hakkı vardır. Bir insan her akşam ayrı evlerde kurulan sofrada aynı anda yer alamaz. Bu aynı zamanda şu anlama gelir; bir insan aynı anda iki insanı sevemez. Toplumumuzda “sevgi” adı verilen o duygunun adı genellikle “haz” dır. Sağlıklı bir insan ancak ve ancak eşini sevmediği için veya farklı haz ve heyecan arayışında olduğu için bir başkasına meyleder. Eşine duyduğu sevgiyi kaybettiği halde nefsine hakim olarak eşine sadık kalan ve büyüyüp kendi ayakları üzerinde duracakları güne kadar çocuklarına huzurlu aile ortamını yaşatmaya devam eden insana ancak “fedakar insan” diyebiliriz. Zira bu insan sevgiyle kurduğu yuvanın sorumluluğunu yüklenerek, çocuklarına karşı görevini yerine getirmeye çalışan insandır.

Devletten onaylı bir nikah, her zaman o ilişkinin ahlaklı bir ilişki olduğunun kanıtı değildir. Devletin asıl sorumluluğu, vatandaşının mağduriyetini gidermek ve neslin en sağlıklı şekilde devamı için üzerine düşeni yerine getirmek olmalı.” (E. Arslaner)

 

EVLİLİK ENGELLERİ:

Kur’an’da anlatılan evlilik engelleri üç grupta toplanabilir:

  1. a) Kan hısımlığı (akrabalık): Anne, kız, kız kardeş, hala, teyze, erkek kardeşin kızı, kız kardeşin kızı,
  2. b) Sıhri hısımlık: Kayınvalide, üvey kız,
  3. c) Süt hısımlığı: Süt kız kardeşi… (4Nisa/22-24)

EVLİLİKTE GEÇİCİ ENGELLER

Evli olmak: İddet bekleme zorunluluğu boşanmış kadınla bile süresi sonra ermeden evlenilemeyeceğini göstermektedir.

İddet bekliyor olmak: Kadının tekrar evlenebilmesi için; hamile ise doğuruncaya kadar, kocası vefat etmişse dört ay on gün, boşanmış ise üç âdet görünceye, âdet görmeyenler üç ay beklemek zorundadır. 2/228,234; 65/4

Üç kez boşanmış olmak: Böyle bir durumda başka bir kişiyle gerçek bir evlilik yapıp bu evlilik sona ermeden aynı kişiyle evlenilmez. 2/230

Aynı anda iki kız kardeşle evlilik: 4/23

Üç kez fiili boşanmış olmak: 2/230

Din farklılığı: Müşrikle evlilik (2/221; 24/3), kafirle evlilik (60/10)

İffetsizlik ve çirkeflik (fahişe ve habîsa): 4/19,25; 24/3,26; 65/1

 

TÜRK MEDENİ HUKUKU’NDA EVLİLİK ENGELLERİ

Hısımlık: Madde 129.- Aşağıdaki kimseler arasında evlenme yasaktır: 1. Üstsoy ile altsoy arasında; kardeşler arasında; amca, dayı, hala ve teyze ile yeğenleri arasında, 2. Kayın hısımlığı meydana getirmiş olan evlilik sona ermiş olsa bile, eşlerden biri ile diğerinin üstsoyu veya altsoyu arasında, 3. Evlât edinen ile evlâtlığın veya bunlardan biri ile diğerinin altsoyu ve eşi arasında.

  1. Önceki evlilik: Madde 130.- Yeniden evlenmek isteyen kimse, önceki evliliğinin sona ermiş olduğunu ispat etmek zorundadır.

Kadın için bekleme süresi: Madde 132.- Evlilik sona ermişse, kadın, evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün geçmedikçe evlenemez. Doğurmakla süre biter.

III. Akıl hastalığı: Madde 133.- Akıl hastaları, evlenmelerinde tıbbî sakınca bulunmadığı resmî sağlık kurulu raporuyla anlaşılmadıkça evlenemezler.

 

EVLİLİKTEKİ HARCAMALAR ÜÇ GRUPTA TOPLANIR

Evlilik öncesi, evlilik dönemi ve boşanma sonucu harcamalardır.

Sosyo-kültürel bir gerçek olarak, genelde evliliği başlatan tarafın erkek, ileride mağdur olan tarafın daha çok kadın olmasından dolayı erkeğin, evleneceği eşe, toplumda ‘mehir’ denilen bir evlilik/geçim güvencesi (sigortası) ödemesi Kur’an’da emredilmiştir. Ailenin (kadın, erkek ve çocukların) beslenmesi, giyimi ve barınması, çocuğun bakımı gibi masraflar ise teamül gereği yine erkeğe yüklenmiştir. Eğer boşanma döneminde, bekleme sürecinde kadının geçimi, erkeğe yükleniyorsa evlilik boyunca da aynı sorumluluk söz konusu olmalıdır. Kadınlara yönelik genel harcamaları da göz ardı etmemek gerekir.

 

EVLİLİK ÖNCESİ HARCAMALAR:

  1. a) Erkekler, evlenecekleri kadına, sadakat göstergesi ve evlilik güvencesi olarak mehir verirler. (4/4).
  2. b) Kadınlardan ailedeki rolleri konusunda umduğunuz desteğe ve katkıya (istimtâ`) karşılık (onlardan ailenin rolü konusunda edinmeyi amaçladığınız desteğe ve katkıya (istimtâ`) karşılık olarak mehirlerini verin) onlara yasal bir yükümlülük olarak karşılıklı rızaya dayalı olarak evlilik teminatlarını (mehirlerini) verin. (4/24-25; 33/50; 60/10-11)
  3. c) Kadınlara verilen mehir yükler dolusu da olabilir. (4/20-21)
  4. d) Evli olmayanları evlendirmek, topluma yüklenen bir sorumluluktur. (24/32)

 

EVLİLİK DÖNEMİNDEKİ HARCAMALAR:

  1. a) Emziren annenin rızkı ve giyimi, örfe uygun olarak çocuğun kendisi için doğrulduğu kişiye (babaya) aittir. (2/233; 65/6)
  2. b) Erkek ve kadın, aynı şartlarda ve standartta yaşar, aynı evde otururlar. Herkes, kapasitesine göre sorumludur. (65/6-7)
  3. c) Örfe uygun olarak herkes gücü oranında kadınları geçindirmelidir. Bu, iyilik yapanların sorumlu oldukları bir haktır. (2/236)
  4. d) Sizden ölüp geride eşler bırakanlar, evden çıkarılmaksızın (en azından) bir yıla kadar eşlerinin geçimini vasiyet etmeleri gerekir. Kendileri çıkarlarsa örfe uygun olarak yaptıklarından dolayı bir sakınca yoktur. (2/240)
  5. e) Mal varlıklarından harcayan taraflar, daha fazla aktif ve girişken davranmaktadırlar. (4/34)
  6. f) Kadınlara adaletle, hakkaniyetle ve iyilikle davranmak gerekmektedir. (4/127)

 

BOŞANMA (TALAK)

Aralarında sevgi, saygı, merhamet, sukunet (güven ve huzur) oluşturmayı hedefleyen çiftlerin, karşılıklı rızaya dayalı olarak gerçekleştirilen akit çeşitli nedenlerle bozulabilir. Boşanma, beklenmeyen istenmedik bir sonuçtur. Bazen haklı, bazen haksız gerekçeleri olabilir. Genelde boşanma; ilkesel uyumsuzluk, şiddetli geçimsizlik, sorumsuzluk, güvensizlik, onları birbirine bağlayan ilkelerin ve değerlerin sık sık çiğnenmesi, zina, şiddet uygulama, evi terk etme gibi evlilik birliğinin temelinden sarsan ve ortak hayatın çekilmez hale getiren nedenlerden olabilir.

 

TÜRK MEDENİ KANUNUNA GÖRE BOŞANMA SEBEPLERİ

  1. a) Zina, b) Cana kast, kötü ve onur kırıcı muamele, c) Suç işleme ve haysiyetsizlik, d) Evi terk etmek, e) Kalıcı akıl hastalığı, f) Evlilik birliğinin temelden sarsılması. ((TMK 161 -166)

 

BOŞANMA VE NAFAKA

Tarih boyunca da günümüzde de evlilik ve boşanma durumunda en fazla kadın ve varsa çocuklar mağdur olmaktadırlar. Yine dünya genelinde ekonomik ihtiyaçların karşılanmasını erkekler üstlenmektedirler. Adeta bu konuda bir teamül oluşmuştur. Kitap ve yasalar da bu doğrultuda düzenlemelere yer verilmiştir. Evlilik boyunca ailenin geçimini, çocukların masraflarını genel olarak erkekler sağlamaktadırlar. Kadının ekonomik hayata katıldığı ve evin geçimini üstlendiği aileler elbette vardır. Bunların oranı yüksek olmadığı için geçmişteki mevzuatlarda erkeğin rolü öne çıkmış ve geliri sınırlı olan kadınlar, bu ve daha başka faktörlerin de sonucu olarak mağdur olan kesim olmuştur. Günümüzde aile harcamalarına ortak katılım öngörülse de, çoğu ailede hâlâ kadının çalışma hayatına katılımı sınırlıdır.

 Bunun sonucu boşanma durumunda erkek, nafaka ödemek zorundadır.

 

BOŞANMA SONUCU HARCAMALAR;

  1. a) Kadınlara verilen mehir geri alınmaz. (2/229; 4/19-21)
  2. b) Kocaları ölen kadınların en az bir yıllık geçimi, kocalarının mirasındandır. (2/240)
  3. c) Takva sahipleri, örfe uygun olarak boşanmış kadınların geçimini temin ederler. (2/241; 33/49)
  4. d) Bekleme süreleri boyunca, kadın eşiyle aynı standartta yaşar ve erkeğin evinde oturur. (65/6-7)
  5. e) Çocukların masrafları da reşit oluncaya kadar onun velisine (babaya) aittir. (2/233; 4/6; 65/6)

 

TÜRK MEDENİ KANUNU’NDA BOŞANMA NAFAKASI

Türk Medeni Hukuku: Nafaka: Eşlerin boşanması durumunda eş için yoksulluk nafakası, çocuk için iştirak nafakası söz konusudur: Yoksulluk nafakası: MADDE 175.- Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Çocuğun nafakası: MADDE 182.- Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler. Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır.

Ananın malî hakları: Türk Medeni Hukuku, ‘ananın malî hakları’nı şöyle düzenlemiştir: MADDE 304.- Ana, babalık davası ile birlikte veya ayrı olarak baba veya mirasçılarından aşağıdaki giderlerin karşılanmasını isteyebilir: 1. Doğum giderleri, 2. Doğumdan önceki ve sonraki altışar haftalık geçim giderleri, 3. Gebelik ve doğumun gerektirdiği diğer giderler.

 

BOŞANMA SONRASI BEKLEME SÜRESİ (İDDET)

Boşanmış kadınlar, tekrar evlenebilmeleri için boşandıktan sonra belirli bir süre beklerler. Bu bekleme süresi, eğer kadın hamile ise doğuruncaya kadar, kocası vefat etmişse dört ay on gün, boşanmış ise üç âdet görüp bitirinceye kadar, âdet görmeyenler ise üç aydır. (2/228,234; 65/4)

 

TÜRK MEDENİ KANUNUNDA KADININ BOŞANMA SONRASI BEKLEME SÜRESİ

Madde 132.- Evlilik sona ermişse, kadın, evliliğin sona ermesinden başlayarak üçyüz gün geçmedikçe evlenemez. Doğurmakla süre biter.

 

BOŞANMALAR VE HİLELİ HELALLEŞTİRME ARAYIŞLARI (HÜLLE)

Eşler, evliliği kurtarmayla ilgili tüm girişimlere (karşılıklı konuşmaya ve hakem yoluyla çözüm arayışına) rağmen boşanmaya karar verdilerse; yargıç onları boşadıysa, kadın bekleme süresi tamamlamadan ikinci bir evlilik yapamaz. Bu bekleme, eşlere ait ortak bir evde olmalıdır. Bu durum, onların konuyu tekrar düşünmelerini, daha sağlıklı karar almalarını, gerek hamilelik, gerekse de evliliğe dair tüm kuşkularını ortadan kaldırmalarını sağlamaya yönelik olmalıdır.

Demek ki normal boşanmalarda kadın üç âdet (veya üç ay) bekleyecektir. Bu bekleme süresinin sonucunda hâlâ boşanmadan geri adım atılmadıysa eşler arasında bir kez boşanma (talak) kesin gerçekleşmiş demektir.

Boşanma, kesin gerçekleştikten aylar veya yıllar sonra bu iki insan tekrar evliliğe karar verebilirler. Yine aylar veya yıllar sonra bu iki çift, boşanmaya da karar verebilirler. Yine kadın üç âdet (veya üç ay) bekler. Eğer tekrar evliliğe karar vermediler ve boşanma kesin gerçekleştiyse, bu çiftler ikinci kez boşanmış olurlar.

Yine boşanma, kesin gerçekleştikten aylar veya yıllar sonra bu iki insan tekrar evliliğe karar verebilirler. Yine aylar veya yıllar sonra bu iki çift, boşanmaya da karar verebilirler. Yine kadın üç âdet (veya üç ay) bekler. Eğer tekrar evliliğe karar vermediler ve boşanma kesin gerçekleştiyse, bu çiftler üçüncü kez boşanmış olurlar.

İşte üçüncü boşanmadan sonra Allah, erkeğe aynı kadınla dördüncü kez evlenemeyeceğini söylüyor. Çünkü kadın, hafife alınmakta, evlilik oyun ve oyuncağa çevrilmektedir. Bu evliliklerde erkeğin bir kaybı olmuyor, ancak kadın mağduriyetin kurbanı oluyor. Bu yüzden bu kadınla evliliği zorlaştırıcı hükümler geliyor. Bu kadın, eğer kendisi istiyorsa, yine kendi rızasıyla başka bir erkekle evlenir. Belki aylar veya yıllar geçer, eğer kadın yine kendi iradesi ve rızasıyla boşanırsa, ancak böyle bir durumda üç kez boşanmış olduğu adamla evlenmesi mümkün olur. (2Bakara/228-230)

 Allah, kadının istismar edilmesine karşı Kur’an’da bu sistemi öngörmüştür. Bu, salt teorik veya fantastik bir kurgulama değildir. Bu tip uygulamalar, dünya genelinde fiili olarak yaygın olup kadın, bundan dolayı saygınlığını kaybetmektedir. Hurafeciler, kendi çarpık anlayışlarını meşrulaştırmak için yasal boşluklardan ve kanun açıklarından yararlanmak isteyen fırsatçılara benzemektedirler. Allah, evlilikten de, boşanmadan da söz ederken, gerçek ve fiili evlilik ve boşanmadan söz etmiştir. Nasıl ki evlilik, ciddi bir sözleşme ve angajmana girmek ise, boşanma da ciddi bir şekilde sözleşmeyi bozmak ve angajmandan caymaktır.

Hurafeci fırsatçılar; boşanmayı, önce salt sözle “Boş ol veya boşadım” sözünü söylemeye, daha sonra güya evlilik ilişkilerine sonsuza kadar son vermek için “Üç talakla (boşanmayla) veya yüz talakla veya bin talakla boş ol, boşadım” sözlere indirgemişlerdir. Böylece akılları sıra kadını bir çırpıda silebileceklerini veya ondan ne kadar nefret ettiklerini veya bir daha asla görmek istemediklerini ortaya koymuşlardır. Kadınlar da bir sözle, bütün hayatları alt üst olan, o güne kadar yaşanan tüm güzelliklerin ve iyiliklerin unutulduğu, verilen sözlerden cayıldığı değersiz insanlar konumuna düşürülmüştür. Daha sonra içlerinden bu kadınlarla evliliği düşünenler, böyle bir boşanma sonucu ne yapacağını şaşırmışlar. Kendilerinin bu isteklerinin meşrulaştıracak, fetva verecek hurafe öncülerine başvurmuşlar. Onlar da, kendilerine menfaat sağlayanlara, kendilerince boşluk, açık ve gedik arayışına çıkmışlardır. Sözde (sözlü) üç talakla boşandıklarına inandıkları bu kişilerin, tekrar eski kocalarıyla evlenmeleri için, hileli yolla başka bir erkekle evlenmelerine, sonra boşanıp eski kocalarıyla evlenmelerine dair fetva vermişlerdir. Buna göre, göstermelik evlilik yapacak adamla, kadına dokunmayacağına dair anlaşma yapılmıştır. Evlenecek adam, belki kadının yüzünü bile görmemiştir. Yüzünü görmediği kadınla bir veya birkaç günlüğüne evlendirip sonra yine kadını belki hiç görmeden boşandırıp, kadını aşağılayan ilk kocayla evlendirme yoluna gitmişlerdir.

Hatta iş, öylesine akıl almaz boyutlara ulaşmıştır ki bazıları, bu pozisyona düşen kadını, beş dakikada, önce bir horoza (!) nikahlamış, sonra ondan boşamış, daha sonra kadını bu hallere düşüren erkeğe nikahlamışlardır. Bu işlerin hepsini de hurafelerden beslenenler organize etmişlerdir. Yoksa sıradan halkın bu işe teşebbüsünü kimse inandırıcı bulmaz. İstismarcılar, istismarcıların oyuncağı olmuştur. İki taraf da Allah’ın ayetlerini basit çıkarlarına alet etmişlerdir. Kadın ise, adeta kullanılan bir meta’ya dönüşmüştür.

 Kadının, boşanmayla ilgili haklarının korunmasını amaçlayan Kur’ani düzenlemeye rağmen, gerek hurafeciler, gerekse de Kur’an karşıtları, konuyu istismar etmişlerdir. Oysa bekleme süresi sona ermeden gerçek ve fiili boşanma olmaz ve yine tarafların kendi irade ve rızalarıyla gerçek ve fiili evlilik olmadan evlilik de olmaz.

 Kur’an’da boşluk ve açık arayışları boşunadır. Kur’an’ı anlama çabaları daha da artmakta ve rasyonel düşünen, ahlak odaklı insanlar, hakka ve adalete yönelmektedirler.

You may also like...

1 Response

  1. ahmet dedi ki:

    Bir defa bain talak oldu mu kadın zifafla neticelenen muvazaasız gerçek bir evlilik yapıp bu evlilik talak veya ölümle sona erip iddeti sona ermedikçe eski kocası onunla evlenemez.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.